Kayıtlar

Nisan, 2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Neye değil; neye, nasıl baktığın..

Dün bloğunu beğeniyle takip ettiğim bir arkadaşımın yağmurla ilgili daha bir yazısını okudum. Çoğu yazısında olduğu gibi hissettiklerini çok güzel bir şekilde anlattığı güzel bir yazıydı. Bu seferki yazısını okuduktan sonra aklıma gelen ilk şey şuydu: "Neye baktığın değil, neye nasıl baktığın önemlidir." sözü bir kez daha doğrulanıyordu kendimce.. Çünkü ikimizde aynı şeye bakıyorduk. Ama gördüklerimiz farklıydı. O, hüzün ve yalnızlık görüyordu, bense geçmişte yaşadıklarımın tatlı izlerini..
Yanlış hatırlamıyorsam 17 yaşlarındaydım. Dedemlerin köyüne, Trabzon'a, fındık toplamaya gitmiştik. Bizim köyde de fındık zamanı yani Ağustos civarlarında da 30 günün en az 25'inde yağmur yağar ve biz o 5 gün içerinde toplayıp, kurutmaya çalışırdık fındığı. Neyse gene bir fındık toplama gününün ardından, çıkmışım bir upuzuunn elma ağacının tepesindeki bir dala oturup elma yiyorum. Aslında elma yemek orda bir mazaret, orda önemli olan o doğa harikası sahneyi seyretmekt…

Tam 9 yıl olmuş bugün..

Ne kadar inkar ederek yaşıyorsak da aslında hayat göz açıp kapama süresi gibi birşey ve bir daha böle gençlik zamanları yaşama fırsatım olmayacak. O yüzden her anım özel, hemde çok özel olsun istiyorum. Artık hayatımın sonuna geldiğim vakit arkama dönüp baktığımda o özel hatıraları yaşamış olmanın verdiği mutlulukla "iyiki yaşamışım, iyiki bu can bana verilmiş" diyerek bu sahneden veda etmek istiyorum.. O yüzden çoğu özel anı unutmam, unutmamaya çalışırım. Çoğunu da en ufak detayına kadar hatırlarım ve bugün de tam 9 yıl öncesindeyim. Hoşlandığı kızı ilk kez görmeye gitmek için hazırlanan, hayatında Ankara'ya ilk defa gidecek olan, farklı bir maceranın içinde olmanın heyecanıyla yerinde duramayan, belki de kaderi çok farklı bir şekilde değişecek olan Raist'im ben bugün..

İlk Heyecan Bölüm 3 - İlk An

Zaman durmuştu sanki onun için. Doyamıyordu onun güzelliğini seyretmeye. Her saniye heyecanı daha da artıyordu ona baktıkça. O an hiç bitmesin istiyordu ama; arkadan gelen birinin "pardon, geçebilir miyim?" sözüyle dünyaya döndü. Belki birkaç dakika belki de daha az bir süre görebilmişti o melek görünümlü kızı ama o bir saniye, bir asır gibi gelmişti o güzellik içinde kaybolurken. Kendine geldiğinde ne yapacağını bilemedi. "Yakınlarına oturup tanışmaya mı çalışsam? Ama ilk günden de çok itici olabilir, kafadan ofsaytta kalabilirim. Neyse.. sonuçta bir okul boyunca beraberiz elbet bir fırsat çıkar." diyerek kızın tam ters yönde bir yere oturdu. Okul hayatı boyunca genelde arka taraflarda oturmayı seven Yağmur, bu sefer ön tarafta şoför koltuğunun arkasındaki koltukta oturmuştu. O, her olaya sonucunu hiç düşünmeden bodoslama atlayan Yağmur, konu kızlar olduğu zaman reddedilme ya da yanlış anlaşılma korkusundan dolayı genelde hızlı bir tanışma faslını p…

Her şeyin bir bedeli var mı?

Her şeyin bir bedeli vardır!". Çoğu kimse bu sözü pek sevmez. Daha doğrusu sevmek istemez. Çok duygusuz bir söz gibi gelir insana. İnanmak istemiyorum bu sözün acı gerçeklerden biri olduğuna. Karşılıksız olan bir şeyler var demek istiyorum. Hem de çok güzel şeyler.. Kendi kendime yanlışlamak istiyorum bu sözü. Ama bakıyorum şöyle bir durumlara . Mesela soyut kavramlarda daha kolay bulabilirim diye o taraftan bakıyorum ilk önce. Ama görüyorum ki tanrı bile cennete girebilmemiz için iman istiyor. Şems'den aşkı için kellesini istiyor veya düzelteyim Şems'in kellesini verme isteğini kabul ediyor. Yanlış hatırlamıyorsam da bir peygamberden de önce oğlunu istiyor. Peki niye istiyor? Hadi bizim ihtiyaç diye bir mazeretimiz olabiliyor. Peki "O, hiç ihtiyacı yokken niye bir bedel istiyor?" diye soruyorum kendi kendime. Doğru mu yanlış mı bilmiyorum ama kendimce şöyle bir neden bulabiliyorum bunun doğru olabilmesi için; bir şeylerin değerini daha iyi anlay…

O ayrı telden, ben ayrı telden..

Duştayım.. Sadece su damlacıkları değil akıp giden. Onlarla beraber hata belki de daha fazla düşünceler kayıp gidiyor üzerimden. Her an bir sonraki hatta birkaç adım ötesi ve hatta yaşadığım olay içinde seçebileceğim kaç seçenek varsa onların her birini ayrı ayrı seçmem halinde nasıl sonuçlanabileceğini tahmin etmeye, bunlarla da yetinmeyip olayları da birbirine bağlamaya, yapacağım hareketlerin sonucu kestirmeye çalışıyorum her an. Beynim sürekli çalışıyor, belki de çoğu boş şey, belki de gereksiz bu kadar düşünmem; ama sorun şu durduramıyorum kendimi.. Durumun farkında olup da birşey yapamamak daha da vahim bir durum.. Diyorum bazen kendi kendime "dur oğlum dinlen, miktir et kaçmıyor ya. Daha sonra ilgilenirsin acelesi yok." ama gene bir an geliyor gene kendi kendimi düşünceler içinde kaybolmuş buluyorum kendimi. Artık şöyle yaşamaya başladım aklım başka yerlerde, bedenim ise otomatik pilotta. Ne duş almanın verdiği huzuru, ne yaptığım kahvaltının tadını al…