Neye değil; neye, nasıl baktığın..

Dün bloğunu beğeniyle takip ettiğim bir arkadaşımın yağmurla ilgili daha bir yazısını okudum. Çoğu yazısında olduğu gibi hissettiklerini çok güzel bir şekilde anlattığı güzel bir yazıydı. Bu seferki yazısını okuduktan sonra aklıma gelen ilk şey şuydu: "Neye baktığın değil, neye nasıl baktığın önemlidir." sözü bir kez daha doğrulanıyordu kendimce.. Çünkü ikimizde aynı şeye bakıyorduk. Ama gördüklerimiz farklıydı. O, hüzün ve yalnızlık görüyordu, bense geçmişte yaşadıklarımın tatlı izlerini..

Yanlış hatırlamıyorsam 17 yaşlarındaydım. Dedemlerin köyüne, Trabzon'a, fındık toplamaya gitmiştik. Bizim köyde de fındık zamanı yani Ağustos civarlarında da 30 günün en az 25'inde yağmur yağar ve biz o 5 gün içerinde toplayıp, kurutmaya çalışırdık fındığı. Neyse gene bir fındık toplama gününün ardından, çıkmışım bir upuzuunn elma ağacının tepesindeki bir dala oturup elma yiyorum. Aslında elma yemek orda bir mazaret, orda önemli olan o doğa harikası sahneyi seyretmektir benim için. Ama nasıl bir sahne! Dağın en tepesindeyim, bir de ben ağaca çıkmış 1-2 metre daha arttırmışım yüksekliği aşağıya bakıyorum. Bulunduğum yerden sahile kadar sadece tek renk yeşillik, o yeşilliğin arasında bütünü bozmayan birkaç tatlı köy evi görüntüsü ve sahilden sonra gene tek renk ufka kadar uzanan mavi, deniz.. Bir tablonun içindeyim adeta. Bunların hepsini bir yere kadar tablolarda bulabilirsiniz, yaşayabilirsiniz bu huzuru, güzelliğini.. Ama bir şeyi o tabloda bulamazsınız, daha doğrusu yansıtamazsınız.. Müzik! Doğanın kendi müziği.. O ağaçtan o tabloyu seyrederken, yağmur damlaları ağaç yapraklarına vurarak çıkardığı ses, kendiliğinden, doğal bir ritim vardır adeta onda. Ya da kuşların ötüşmeleri, ya da evlerden yükselen sesler.. Bunların hiçbirini tablolarda bulamazsınız.. O kadar güzeldir ki, her yağmur yağdığında bu tablo aklıma gelir.. Ama bu durum bazen de hüzünlendirir beni; çünkü İstanbul'da o sahne yok, o müzik de yok. Hata çoğu zaman Trabzon'daki gibi yağmıyor yağmur diyorum kendi kendime. Ordakinin güzelliği burda yok diyorum. Ama hiç olmamasındansa bunun da kendi güzelliğiyle avunuyorum, orayı hatırlatmasını seviyorum belki de..

Ya da Ankara'daki yıllarıma gidiyorum. Dolaşmaya çıkmışız gene. Altınpark'dayız. Yağmur bas bas bağırıyor yağacağım diye. Ama olsun biz dolaşmayı seviyoruz. Özellikle de yağmur altında.. Bir yağmur başladı. Mübarek bardaktan değil, kovadan boşalırcasına yağıyor. Ama biz sallıyor muyuz yağmuru? Hayır. :) Tam tersine eğleniyoruz, sucuk gibi oluşumuza gülüyoruz falan :) Eve bir gidiyoruz. Kıyafetlerimiz üstümüze yapışmış adeta ıslaklıktan. Çıkarıp sıkıyoruz; hakikaten bir kovaya yakın su çıkıyor :) Birbirimizi kurularken ki gülüşmelerimiz, deliliklerimizle dalga geçmeleriz geliyor aklıma..

Bir de belki biraz konu dışı ama ilerde Allah kısmet eder de kızım olursa adını Yağmur koymak istemişimdir hep :)

RaistLin

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Genç Bir İş Adamına - Emre YILMAZ

Kahvaltıya misafirim vardı bu sabah :)

Bana herşey sizi hatırlatıyor :)