Yaşanmışlık hissi

Bu sabah televizyon seyrederken 2010-2011 sezonunun en iyi filmlerinden ikisi olan Aşk Tesadüfleri Sever ve Kaybedenler Klübünün yönetmenlerinin konuk olduğu bir programa gözüm takıldı. Bu iki filmden Aşk Tesadüfleri Severi izledim, diğerinin de dvdsinin çıkmasını bekliyorum. Nedense kendime bir huy edindim, iyi olacağını tahmin ettiğim filmleri artık sinemada izlemiyorum. Hele görsel teknoloji ağırlıklı değilse hiç gitmiyorum. Dvd'sini çıkana kadar kendime heyecan yaratıyorum. Film ile ilgili bilgileri, yorumları topluyorum izlemeden önce. Kaybedenler Klübü içinde gene böyle bir durumdayım. Filmle konuştuysam tam benlik olduğunu, mutlaka izlemem gerektiğini iyice meraklandırdılar beni. Allah Allah neden acaba öyle diyorlar? :) Bak iyice meraklandım şimdi :)

Gerçi aynı şeyleri Aşk Tesadüfleri Sever için de söylemişlerdi. Ama nedense beklentim o kadar yüksek değildi o film hakkında. Ama dedim en azından çoğu kişinin de söylediği gibi çok soundtrackleri için izlerim. Soundtrackleri gerçekten müthişti. Ama "Şebnem Ferah - Hoşçakal" apayrı birşey olmuş, onu filmin sonunda anladım. Benim için şarkının güzelliği kat kat arttı filmden sonra. Neyse filmi bir izledim ben direk pert oldum. Evet, film beklediğim gibi bir tatlı bir Türk filmiydi ama beni vuran çok çok alıcı noktaları vardı. Tabiki birebir şeyler değildi ama. Bende Ankara'da bir tesadüften doğan bir aşk yaşamıştım. Allah'ımmm filmin nerdeyse çoğu sahneleri benimde geçtiğim, yaşadığım yerler. Ahh ahh deyip hüzünlenmekten filme izleyemedim doğru düzgün. Hele final "hoşçakal" şarkısıyla birleşince çok koyuyor adama..

Bu film Jim Carrey ve Kate Winslet'in oynadığı "Eternal Sunshine of The Spotless Mind - Silbaştan" film ile beraber gönlümün birinciliğini paylaşmaya başladılar. Bu arada ilk defa bir film adının Türkçeye çevrilişinin cuk diye oturduğuna şahit oldum. Bu filmde çok ilginç bir psiko-drama filmdir; tavsiye ederim. Bu filmde benim Ankara'da yaşadıklarımdan sonraki bir dönemime benzediği için severim. Ayrıca gene Şebnem Ferahın en çok sevdiğim Silbaştan şarkısıyla hem adının benzemesi hemde içeriğinin benzemesiyle daha bir anlamı büyüktür benim için.

Neyse işte Aşk Tesadüfleri Sever ve Kaybedenler Klübü konu olunca bir bakim dedim. Ne konuşuyorlar falan. Neyse izlerken izlerken film parçalar gösteriyorlar, "hoşçakal"ı çalıyorlar falan. Bir kez daha kendim yaşamışım gibi acıdı. Böyle durumlarda gözlerim doluyor, nefes alamıyorum. Kendimi zor kontrol ediyorum.

Bu iki bahsettiğim silbaştan, hoşçakal ile beraber my immortal, goodbye my lover, söz vermiştin, git şarkılarını her dinlediğimde aynı hissi -acıyı- yaşıyorum. İşin kötü tarafı şarkıları yaşamışım gibi o kadar gerçekçi hissediyorum ki o duyguyu. Her dinlediğimde ömrümden en az 5 dk. gittiğini hissediyorum yani. İşin daha da kötü yanı bu şarkıları dinlemeyi de seviyorum ben. Mazoşistim galiba biraz. Göz göre göre kendime işkence ediyorum.

Sonra her zamanki soru geliyor ardından niye seviyorum ben böyle bir mazoşistliği? Hakikaten manyak mıyım yoksa? Galiba evet; çünkü ben hayatımda bazı önemli şeyleri kaybettiğimi düşünüyorum ve bir daha kolay kolay yaşayamayacağım için üzülüyorum. Üzülerek kaybettiğim şeylerin değerini tekrar tekrar anlamam gerektiğini düşünüyorum. Ayrıca şu an için onları geçen daha güzel şeyler yaşayamadığım için eski yaşadığım güzel şeyleri hatırlamak ve onların içinde yaşamaya çalışmak hoşuma gidiyor. Ankara'da her Ankaray -Ankaranın tramvayı- istasyonuna indiğinde insan sevgilisiyle beraber inmiş gibi hisseder mi? veya az sonra Ankaray çıkışından o çıkcakmış da birazdan eve gitcekmişiz gibi hiseder mi? Veya GMK Bulvarında yürürken sanki hiç ayrılmamışız gibi eski tarihte kaldığımız yerden devam edercesine yürüyor gibi hisseder mi? Her Kızılay Meydanı'nı gördüğünde daha sanki Ankara'ya ilk adım attığı günkü gibi o sabahın ayazını hisseder mi, o günkü "hava ayaz mı ayaz ellerim ceplerimde bir türkü tutturmuşum duyuyor musun değilmi" nakaratını mırıldanır mı? Ben mırıldanıyorum, yapıyorum, hissediyorum. Şimdi düşündüm de galiba ben şizofreniye de bağlıyorum :p
RaistLin

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Genç Bir İş Adamına - Emre YILMAZ

Kahvaltıya misafirim vardı bu sabah :)

Bana herşey sizi hatırlatıyor :)