Alis

Alis kahvaltıdan sonra oturmuş her kahvaltıdan sonra yaptığı gibi keyif sigarası ve çayını içerken, yaklaşık bir haftadır düşünmeye devam ettiği şeyi düşünmeye kaldığı yerden devam ediyordu. "Bütün bu olanların anlamı ne?" diye soruyordu kendi kendine. "Acaba bu hikayenin sonu nereye varacak, kader gene bana nasıl bir oyun hazırlıyor?" diyerek güldü kendi kendine :)

Her şey soğuk bir Şubat gününde başlamıştı. Alis o gün sahibi olduğu "Alis Harikalar Diyarında" adlı mağazasına uğrayıp; işlerin nasıl gittiğini kontrol etmek istemişti. Mağazada içinde dolaşıp, düzeni kontrol ettiği sırada birisi ve elindeki t-shirt gözüne çarptı.

Alis işini çok seviyordu. Aslında kıyafet satmak değildi onun sevdiği, yaratmaktı.. Yeni stiller, yeni tasarımlar, farklı bir şeyler yaratmak çok hoşuna giderdi. Bu tutkusunu, diğer bir tutkusu olan kıyafetlerle birleştirerek kendi tasarlayıp sattığı giyim mağazasını açmıştı. Adı çok duyulmayan ama kendini içinde bayağı sadık müşterisi olan bir mağazaydı. O kadar keyifli bir ortamı vardı ki, çoğu müşterisiyle arkadaş bile olmuştu nerdeyse. Hata öle bir ortam oluşmuştu ki müşterileri kendi tasarımlarını bile yaratıp onunla paylaştığı oluyordu bazen :) Müşterileri artık alışveriş mazeretiyle onunla sohbet etmeye geliyordu artık :) Alis de sohbeti hiç de sevmezdi yani :) Hele bir çenesi açılmaya görsün.. Eyvah eyvah :)

Adamın elinde tuttuğu t-shirt en sevdiği t-shirt'lerden biriydi. Onun t-shirtle bayağı ilgilendiğini görünce yanına yanaşıp tavsiye mazaretiyle sohbet etme isteğinden alıkoyamadı kendini.

- Alis: Merhaba, hoş geldiniz :)

- Müşteri: Hoşbulduk.

- Alis: Elinizdeki t-shirt gerçekten çok güzel, çoğu müşterimizin beğendiği bir t-shirt. Ayrıca ben tasarladım diye söylemiyorum; gerçekten favorilerimden biri.

- Müşteri: Evet, gerçekten çok farklı ve hoş duruyor. Benim de farklı tarzı ilgimi çekti zaten. Ben de tasarımcıyım ama kıyafet değil benim alanım. İnternet sitesi tasarlıyorum bende :)

- Alis: Aa ne güzel :) Farklı alanlar olsa da ikimizde bir şeyler yaratıyoruz dimi? Senin de mi işin yaratıcılık kısmı hoşuna gidiyor?

- Aynen öyle.. Güzel ama çok yorucu ya.

- Aynen :)

Bir t-shirtten yola çıkarak ikisi de yaklaşık bir saat falan süren bir sohbete dalmışlardı. İki geveze laftan lafa konudan konuya atlayarak zamanın nasıl geçtiğini anlayamamışlardı. Daha da devam edebilirlerdi ama kasada çıkan bir sorun nedeniyle kasa personelinin Alis'i çağırması üzerine bu tatlı sohbeti bitirmek zorunda kalmışlardı. Alis, ondan -bu arada adının da Ozan olduğunu öğrenmişti- daha doğrusu sohbetinden çok hoşlanmıştı. Çok samimi, içten bir konuşması vardı ve karşısındakiyle ilgilendiğini tatlı bir şekilde belli ediyordu. Ayrıca bir manken olmasa da, yakışıklı bir çocuktu. Ozan ilgisini çekmeyi başarmıştı Alis'in. "İnşallah tekrar görüşme fırsatımız olur.." diyerek işlerine döndü Alis..

Aradan yaklaşık bir hafta geçtikten sonra Alis'in gene mağazada olduğu bir gün, akşamüzeri, kapıdan içeri giren Ozan'ı gördü. Gördüğü an yüzünü bir gülümseme kapladı Alis'in :) Ama bir şey dikkatini çekmişti. Ozan'la beraber bir bayanda aynı anda mağazaya giriş yapmıştı. El ele tutuşmuyorlardı ama sanki beraber gibiydiler. İşte o an gülümsemesinin somurtmaya dönüşmesi salise sürmedi. "Hay ben şansımı ..." diyerek içinden küfretti. "Allah'ım inşallah kız arkadaşı falan değildir yada kız kardeşi falandır." diye içinden dualar ediyor; bir yandan da mağazanın uzak bir köşesinden onları izliyordu. Derken kız bir şey danışmak için Alis'in yanına geldi. Alis profesyonelce davranarak yardımcı olmaya çalışıyor ama bir yandan da içinden etmediği küfür, uygulamadığı şiddet kalmamıştı kıza. Tam kızla ilgilenirken Ozan kızın arkasında dikilmeye başladı. Alis ile Ozan bir an göz göze geldiler ama Ozan hiçbir şey yapmıyor ya da söylemiyor; sadece kızı takip ediyordu. Alis iyice sinir olmuştu. Profesyonelce kızı başından savıp ikisinden de kurtuldu ve tekrar onları izlemeye koyuldu. Onlar mağazadan ayrılınca da filizlendirmeye niyetlendirdiği yeni bir heyecanı hemen toprağından söküp çöpe attı. Bir daha hiç hatırlamamak üzere.. Alis için bir şey ya var ya yoktu. Ozanı da yoklar listesine eklemişti hemen o sinirle..

Hemen hemen her hafta mağazaya gelmeye başladı Ozan. Bir şey alsın ya da almasın uğruyor, geziniyordu. Alis ise onu sadece uzaktan izliyordu. Ozan arada bir şeyler sormaya çalışmıştı Alis'e; ama Alis onu tanımamazlıktan gelmiş; her müşteriyle nasıl ilgileniyorsa onla da o şekilde ilgilenmişti.

Yaklaşık Nisan civarlarında gene Ozan mağazaya gelmişti. Bir şey danışmak için Alis'in yanına giti ve ilk tanıştıkları günde konuştukları konulardan biriyle alakalı bir soru sordu. Soru sormakla başlayıp gene uzun bir muhabbete başladılar. Alis de "aman ya turşusunu mu kurcam bunun, boşver, sohbeti hoşuma gidiyor. En azından geldiği zamanlar sohbet ederiz." diye düşündükten sonra

Alis: İsminiz Ozan'dı di mi yanlış hatırlamıyorsam? (Hiç unutabilmişmiydiki?) Geçenlerde tanışmıştık. Tasarımcıydınız galiba?

Ozan: Sizin de Alisdi, dimi?

· Alis: Evet. Nasıl gidiyor işler? Diyerek gene koyu bir sohbete daldılar. Tabi bu sefer birbirlerinin telefon numaralarını almayı ihmal etmediler. Sohbetlerinin tadı her zamanki gibi damağında kalmıştı Alis'in. Artık telefon numaralarını aldıkları için daha sık, daha rahat konuşabileceklerini düşünüyordu ama 2 gün olmuştu ve Ozan hala en azından bir mesaj bile atmamıştı. Hem yanlış anlaşılmak istememekten, hem de sözlüsüyle kendisi yüzünden sorun yaşamamaları için kendi de hiçbir şey yapamıyordu. Dördüncü günün sonunda dayanamadı. "Merhaba Ozan! Ben Alis :) Nasılsın?" yazarak bir mesaj attı ve beklemeye koyuldu. Günler geçiyor ama bir ses seda yoktu. Bir gün gene çalan bir mesaj sesiyle, telefonuna baktı. Her zamanki servis mesajlarındandır diye umursamazca ekrana bakarken hiç de servis mesajına benzemeyen bir mesajla karşılaştı.

"Merhaba Alis :) Telefonumu kaybettim ve yeni telefon aldım. Yeni telefonda da attığın mesajın senin olduğunu anlayamadım ilk önce. Sonra sana mesaj atmak için telefonda debelenirken farkettim bu numaranın senin olabileceğini. İnşallah doğru tahmindir :)"

· "Merhaba Ozan! Doğru Tahmin etmişsin :) Senle konuşmaya çalışmak yerine, deveye hendek atlamayı öğretseymişim gerçekten daha kolay olurmuş :) " diyerek mesajlaşmaya başladılar. Artık nerdeyse sabah akşam hiç sıkılmadan mesajlaşıyorlardı. Ozan'da mağazaya artık daha fazla uğramaya başlamıştı. Kardeşini alıyor geliyor, kuzenini alıyor geliyor Alis mağazada olduğu bir gün canının çok sıkkın olduğunu belirttiği bir mesaj yazdı Ozan'a. Ama o mesajdan sonra birkaç saat geçtiği halde hala bir ses çıkmamıştı Ozan'dan. Bütün gün gözü telefondaydı Alis'in. Artık sadece mesaj sesine odaklanmıştı. Sadece ondan gelecek mesajı bekliyordu ama o mesaj da hala ortada yoktu. Artık dünyaya küsmüş bir şekilde mağazadaki işlerle uğraşırken ki daha neyle uğraştığından bile haberi yoktu aslında. Birden arkasından "Merhaba Alis :)" diye bir ses işitti. "Nayır, nolamaz bu, yoksa yoksa rüyada mıyım ben :) " diye düşünerek yüzünde tatlı bir tebessümle arkasını döndü Alis.

Alis: Hiç tahmin etmiyordum geleceğini. Gerçekten çok büyük ve güzel bir sürpriz oldu.

Ozan: Canım sıkkın deyince, merak ettim seni. Benim de bugün önemli bir işim yoktu. Kalktım geldim, seni görmek istedim.

Alis: İyi etmişsin. Gerçekten çok sevindim seni gördüğüme.

Ozan kuzeniyle beraber geldiği için çok fazla kalamadı Alis'in yanında. Ama çok mutlu olmuştu Alis onu gördüğüne. Onu gördükten sonra gene geçici hizmet dışı kalmış, arayanlar yani soranlar ona ulaşamıyordu :) Yapması gereken bir sürü iş varken bir türlü odaklanamıyordu işlerine. Kafasında bir sürü düşünce dönüyordu. En sonunda yazmaya karar verdi. Aklından ne geçiyorsa yazıyordu. Tam yazmaya dalmışken Ozan tekrar geldi.

Ozan: Kuzenim yüzünden fazla kalamadım yanında ama aklım sende kaldı. Kuzenimi alışveriş için bir yerlere bıraktım; bende bir mazeretle senin yanına kaçayım birkaç dakikada olsa göreyim istedim.

· Alis: İyi etmişsin. Ama gerek yoktu ya. İyiyim ben; merak etme gerçekten. Bende sen gittikten sonra birşeyler karalıyordum.

Ozan: Hadi ya? Gerçekten? Ne hakkında yazıyordun?

· Alis: Boşver, önemli değil ya. İlham perisi dürttü; ne geliyorsa aklıma yazıyordum.

Ozan: Bakabilir miyim?

· Alis: Hayır.

· Ozan: Ama lütfen..

Alis Ozan hakkında bir şeyler karalıyordu ama yazarken de birden acaba çok mu hızlı gittiklerini ya da acaba bir şeyleri yanlış mı anladığını düşünmeye başlamıştı. Üstelik ortada daha bir kız arkadaş durumu var. Onunda konusu daha hiç geçmedi. Bunları düşündükten sonra Ozan hakkındaki düşünceleri ve heyecanı hakkında biraz yavaşlamaya karar verdi ve yazdıklarını da okutmaktan vazgeçti.

Alis: Belki daha sonra.. Anlaştık mı?

Ozan: Peki. Ne yapalım? Başka şans bırakmıyorsun. Ama aklımda yani haberin olsun. Senin uygun gördüğün bir zaman mutlaka okumak isterim.

Alis: Peki, anlaştık..

Ozan kuzenini daha fazla bekletmemek için Alisden müsaade isteyerek yanından ayrıldı. Alis artık bu yeni düşüncesini sohbetlerinde de uygulamaya koymaya başlamıştı. Aramaları, mesaj atmaları azalmıştı Alis'in. Aradan iki gün geçtikten sonra bu kadar yavaşlatma da yeter heralde diye düşünerek Ozan'ı sahile dondurma yemeye çağırmayı düşündü. Hava çok güzeldi ve canı dondurma çekmişti.

Alis: "Merhaba Ozan! Ne yapıyorsun bu akşam? Bir planın varmı?"

Ozan: "Nişanlım ve ailesi ile akşam yemeği yiyeceğim. Ne olduki?

Alis: "HasbinAllah..."

devam edebilir...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Genç Bir İş Adamına - Emre YILMAZ

Kahvaltıya misafirim vardı bu sabah :)

Bana herşey sizi hatırlatıyor :)