Çikolata 1 - Yapbozumun unuttuğum parçası

- Raist: Selam kanka :) Ne haber?

- Semih: iyidir kanka, senden ne haber?

- Raist: Standart :) Ne yaptın bugün? Evde miydin?

- Semih: Yok ya! Uzun zamandır okula uğramıyordum. Bir uğrayayım; hocaların gözüne gözükeyim dedim ama boşuna gitmişim. Kimse yoktu okulda :( Bende Ahmet hocanın yanına bir iş için uğrayan bir kız vardı. Onunla çene çaldım bütün gün.

- Raist: 0o0! Hayırlı işler :)

- Semih: Yok be oğlum. Kız Azeri ve esmerdi. Tipim değildi yani. Vakit geçirmek için çene çaldım öylesine..

- Raist: Kız üniversiteside mi okuyordu?

- Semih: Evet.

- Raist: Hukuk bölümüyle bir alakası var mı?

- Semih: Evet. Oha ne oluyor lan! Adı da Çikolata deme sakın!

- Raist: Evet. Doğru, çikolataydı.

- Semih: Sen nerden tanıyorsun oğlum bu kızı? Arkadaşın falan mı?

- Raist: Yok be oğlum. Hayatımda bir kere Azeri bir kız tanıdım, onun da özelliklerini attım, denk geldi. Bu kadar olur :)

- Semih: Hadi ya! Ne zaman, nerde tanıdın sen bunu?

- Raist: Uzuuunnnnn bir hikaye…

2001 yılının kasım ayı civarlarıydı yanlış hatırlamıyorsam. O zamanlarda internet, internette sohbet ve oyun - interneti bilgi aramak için kullanmak da neymiş :p - daha yeni yeni ortaya çıkmaya başlamıştı. Icq'nun mesaj sesine ve 56k modemin bağlanma sesine hayran olduğumuz, o 56k modemin bağlanacağım diye çıkardığı ses yüzünden gece internete girerken ailelerimize yakalandığımız zamanlar :p, google'ın daha piyasada olmadığı zamanlar.. O zamanlarda ben ve sohbetsever saz arkadaşlarım sohbet kanallarında bir ortam kurmuş, bir ortam kurmuştuk; tadından yenmiyordu. Yoktu böyle sohbetler.. Her yaştan, farklı farklı kişilerin belli bir saygı, sevgi içinde farklılıkları konuştuğu, paylaştığı bir ortamdı. İşte o zamanlarda, böyle bir ortamda çikolata ile tanıştım bir kasım günü. Sadece "slm" ile yani üç harf ile başlayan sohbetimiz, zaman geçtikçe saatlerce süren eğlenceli, güzel sohbetlere dönüşmüştü. Kendi açımdan bir sonraki sohbetimizi sabırsızlıkla ve heyecanla beklemeye başlamıştım artık. Bu arada üniversitede hukuk bölümünde okuduğunu ve Azeri olduğunu öğrenmiştim. Derken aralık ayının başında artık yüz yüze görüşerek, gerçek hayatta da sohbetimizi devam ettirmek istedik ve 5 Aralık günü Kadıköy'de iftar yemeğinde buluşmayı kararlaştırdık -ramazandı o zamanlar- . Tabi onun o günkü tanışmaya gelirkenki düşüncelerini hiç öğrenme fırsatım olmadı -hala da merak ederim- ama ben çok heyecanlıydım. Sohbeti hoş, ruhu güzel ve akıllı bir hanımefendiyle güzel bir akşam yemeği yiyecektim. Bundan daha güzel bir şey olabilir miydi? Bende işte olduğu kadar kendi süsüme püsüme dikkat ederek :) çıktım yola. İşte dananın kuyruğu burda kopmaya başlıyor. O zamanlar son teknoloji harikası metrobüsümüz yok tabi. En hızlı gidebileceğim yol K. Çekmece'den trenle Sirkeci'ye, oradan da vapurla Kadıköy. Bu yolda normal şartlarda bir buçuk ile iki saat arasında bir şey sürmesi lazım. Bende eşek, gerizekalı, aptal vs vs.. Kafam -artık siz ne eklemek isterseniz- ramazan trafiğini ve benim her zamanki eşek şansımı hesaba katmayarak iki saat önceden yani saat dörtte çıktım yola. Ama gelin görün ki ilk önce tren istasyonuna kadar minibüsle bir trafiğe takıldım; sora trenler uzun aralıklarla geldi ve her gelen tren full dolu geldiği için binemedim, gelen trende ağırlığı taşımadığı için bir de götünü kaldırıp gidemedi, böyle ıvır zıvırla da birkaç tren kaçırdım. Neyse Allah'tan tren yolunda trafik olması söz konusu değil; normal yol olsa eminim bir de trafiğine yakalanırdım. :) Tabi saat 6 olup iftar vakti geldiğinde ben trenle Sirkeci'ye daha yeni yaklaşıyordum ve o zamanlar daha cep telefonu teknolojisi de doğru düzgün yok ve biraz da lüks olduğu için haber de veremedim geç kalacağımı. Neyse tüm badireleri atlatıp Kadıköy'e vardığımda saat sekiz olmuştu; yani iftara ve buluşmamıza iki saat geç kalmıştım. Tabiki tahmin edebileceğiniz gibi o da gitmişti. Onun gittiğini anlayınca ilk önce kendime bir ton sövdüm niye zamana dikkat etmedim diye; sora da şansıma sövdüm bir türlü izin vermiyor, rast gitmiyor diye.. Ve geçekten çok üzüldüm. Böyle iyi ve güzel birisini beklettiğim için, böyle olabilecek güzel bir ortamın içine sıçtığım için..

Düşünmeye başladım kara kara ne yapayım, ne edeyim diye. Durumu böyle bırakamazdım. Üniversitenin yurdunda kalıyordu. "Özür dilemek için oraya gitse miydim? Ama ya beni görmek, -lan beni zaten görmedi ki, ve böyle bir durumda ilk kez birbirimizi görmek? Gerçekten çok romantik bir durum- ya da en azından sesimi bile duymak istemezse, özür dilemek için bile? Olsun oğlum sen en azından oraya git, özür dilemek için çalıştığını göster. Elinden geleni yap! Üniversitede taa ebesinde ama ya! Saat zaten sekiz oraya vardım de, saat oldu on. Bir de Anadolu yakasından Avrupa yakasına eve döneceksin oldu sana saat on iki! Eyvah, eyvah! Hele bir de onu bulamayıp özür dileyemezsen double eyvah! Hele bir de saat onda tepeden dönüş yoksa? Triple eyvah! Olsun oğlum bu gece herşeyi göze alıyorsun! Ne olursa olsun, kız en azından bir özrü hak ediyor! Sonuçta gece nerde yatacağın belirsiz olsa bile!"

Neyse karar vermiştim. İlk önce yurdun olduğu yere çıkacaktım! İlk hedef buydu. Sonrası Allah Kerim.. Atladım otobüse çıktım yurda doğru yola. Ama yolda da düşünüyorum. "Oğlum sen Anadolu yakasını bilmezsin, akşamın bir saatinde ıssız yerlerden gidiyorsun. Allah sonumu hayır etsin!" Diyerek düşüncelere dalmışken indim otobüsten. Baktım üniversitenin önündeyim. "Oha lan bu mu tepe üniversitesi? Görünüş olarak büyükmüş hakikaten" dedim kendi kendime ve sonra ikinci hedefe kitlendim. Bir telefon bulup aramalıyım onu. Buldum bir kontörlü telefon aradım yurdunu. -ulen cep telefonsuzluk ne kötü şeymiş meğer!- Şansımı nasıl da zorluyorum! Kendisine direk ulaşma şansım da yok; dolaylı yollardan ulaşmaya çalışıyorum. Neyse ümidim yoktu ama çıktı telefona. Üçüncü hedef ikna: İlk önce telefonda binlerce kez özür diledim. Ama buz gibi bir konuşma geçiyor. Sonra iki dakikada olsa dışarı çıkma imkanın olup olmadığını soruyorum. Yok mok diyor ama gecenin bu saatinde en azından bir özür için buralara geldim falan deyince gelmesi için zar zor ikna ediyorum ve o uzakta görünüyor. Gece gece etrafta kimse olmadığı için o olduğunu tahmin ediyorum. Ama nedense hava birden daha soğumaya başlıyor sanki ya da ben öyle hissetmeye başladım. Soğuk bir rüzgar bana üfürüyor resmen. O zaman son duamı etmeye başladım. O yaklaştıkça ben idam sehpasına doğru yürüyordum sanki. "Allah'ım çok günah işledim. Sen büyüksün; affet beni!" falan diye düşünürken geldi yanıma. Işık onu aydınlatınca biraz heyecanlanmaya, söyleyeceklerimi unutmaya başlamıştım. Duruma özel kızgın yüzü ve havası hariç çok güzel ve çok tatlı bir hanımefendi duruyordu karşımda. On kat daha artmıştı pişmanlığım böyle bir kıza nasıl bu ayıbı yaparım diye. Neyse selamlaştık falan ama hani ilk tanışmalarda böyle tatlı bir heyecan olur ya, o gizemin ortadan kalktığı andaki hissedilen duygular. Ortalıkta kırıntısı bile yoktu. "Ah benim eşek kafam!" Sonra geçtik bir cafeye ve başladım binlerce kez özür dilemeye, durumu açıklamaya çalıştım. Çok çok pişman olduğumu anlatmaya çalıştım. Hiç kızmadı, bağırmadı, çağırmadı. Sadece öylece oturdu karşımda ve dinledi beni. Hem konuşmak istemediği için hem de artık çok geç olduğundan çok fazla kalamadım. Sonuç olarak ne kadar affettim dese de affetmediği belliydi. "Ne oluyor lan? Bu boynumdaki ipde ne? Hayıııırrrrr!" Bütün yol eşekliğimi, pişmanlıklarımı düşünerek geçti. O kadar dalmışım ki hissetmedim bile yolu.

Buluşmamızdan sonraki gün o mu çağırmıştı yoksa tesadüfen mi nette karşılaşmıştık, o kısmı hatırlamıyorum ama tekrar konuşmaya başladık; hata başladık demim çünkü ortada biten birşey vardı. Bu bir veda konuşmasıydı.. "Ayağımın altındaki sandalye nere gitti? Lan, lan neler oluyor? Yardım edin, yarddıııımmmmmm" . Kibar bir şekilde artık görüşmek istemediğini söylüyordu. Ne kadar çaba göstersem de fayda etmedi. Son sözü "hoşca kal.." oldu..

İşte böyle kanka.. Bir eşekliğim yüzünden çok güzel ve çok tatlı bir insanı tanıma ve bilemeyiz belki ama çok güzel şeyler paylaşabileceğime inandığım birisini yaşama fırsatını kaçırmam; en büyük pişmanlıklarımdan biridir benim için..

RaistLin

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Genç Bir İş Adamına - Emre YILMAZ

Kahvaltıya misafirim vardı bu sabah :)

Bana herşey sizi hatırlatıyor :)