Çikolata 2 - Hayat Tesadüfleri Sever

Geçen günlerde kankam Semih'in evine gittiğimde bir sohbet sırasında, tesadüfen, Semih'in benim on yıl önce tanıştığım daha doğrusu şapşallıklarım yüzünden tanışamadığım bir arkadaşımla tanıştığını öğrenmiştim. O kızı tanımayı, arkadaş olmayı gerçekten çok istemiştim. Şapşallıklarım yüzünden kaçırdığımı düşündüğüm güzel şeyden dolayı hep bir pişmanlık taşıdım o günden bu güne.. Ne yapayım, takıntılı biriyim ben. Güzel şeyleri basit yada şapşal nedenler kaçırdığım zaman sinir oluyorum kendime..

Dün de Semih aradı:

- Semih: Alo, kanka ne haber?

- Raist: İyidir kanka. Senden ne haber?

- Semih: İyidir. Kanka bir şey soracağım ben sana.

- Raist: Sor kanka?

- Semih: Geçen gün konuştuğumuz kız var ya..

- Raist: Eee?

- Semih: İşte ben o kızla biraz muhabbeti ilerlettim. Buluşmayı düşünüyorum senin için bir sakıncası var mı? Seni rahatsız edecek ise keseyim muhabbeti. Gerçekten bak!

- Raist: Hmmm..

Raist bu sorudan sonra sadece birkaç saniye düşünür cevap vermek için ve o birkaç saniyede şunları düşünür:

"Haydee! Allah'ım ya niye böyle absürt durumlar beni buluyor? 10 yıl önceki pişmanlığım neden dönüp dolaşıp karşıma çıkıyor? Neden en iyi kankamla beni sınıyor? Kızın şimdi ortaya çıkmasına mı şaşırayım yoksa kankamla kızın arkadaşlıklarını ilerletmelerini mi kıskanayım? Yoksa kankamın becerisini takdir edip kendi beceriksizliğime mi hayıflanayım? İtiraf etmeliyim ki hoşlanıyordum çikolatadan o zamanlar.. Neden böyle bir durumla karşılaşmak zorundaydım? Neden, neden? Nerden bilebilirdim ki kankamla sohbetimizde geçen -göya- tamamen alakasız Azeri kızın, benim tanıdığım kız olduğunu? Bu olasılık imkansıza yakın. Düşünsenize benim tanıdığım çikolata daha hukuk fakültesinde öğrenciydi; gitmiş bitirmiş okulunu; gene hukukta doktorasını yaparken bir gün bir iş icabı benim kankamın matematik bölümüne uğramış ve tanışmışlar! Ve arkadaşlıklarını ilerletmişler! Oha ya! Neden böyle bir durumla sınanmak zorundayım?

Neyse böyle ilginç bir durum karşıma geldi. Peki ben ne yapmalıyım?

A) Bencil, kazma bir arkadaş olarak "Bırak ulen o kızı! Hoşlanıyordum ben ondan!" mı demeliyim?

B) Olay taaa 10 yıl önce olmuş. Yaşadıklarımın üstünden artık sular falan değil resmen okyanuslar geçmiş. Bir söz söylemeye ne hakkım var? Bir şey diyebilmem için kızın beni tanıması lazım. Bakalım beni hatırlıyor mu? Hatta hatırlayıp da hatırlamak da istemeyebilir yaptığımdan sonra :) Kaldı ki hatırlamasının çok düşük bir ihtimal olduğunu düşünüyorum. Böyle fii tarihinden kalan bir durum içinde iki kişinin şimdi yaşadıklarını bozmaya hakkım yok.

Bu seçenekleri düşündükten sonra "peki ben gerçekten ne hissediyorum?" dedim kendi kendime. Evet, aslında bencilce bir ses yükseliyordu. "Bırak ulen o kızı!" demek. Her işimde vardır aslında hep koç burcunun egoist, bencil yanı. Bunda da şöyle bir yokladı ama doğru olan bu değildi. Yakışmazdı bu bana. Geçmişte kalmış bir şey için bencilce davranmak. Kendi bencilliğim için iki kişinin hayatına müdahale etmek. Özellikle biri kankam, diğeri de eskide olsa değer verdiğim biri iken.. Ben de "B" seçeneğini seçtim, kendime göre doğru olanı..

Raist: Yok kanka; bir sorun olmaz. Keyfine bak sen!
Semih: Gerçekten bak! Rahatsız olacaksan görüşmem kanka!
Raist: Gerçekten kanka, sorun yok! Bizimki çok eski, ölmüş bir hikaye. O yüzden bir sorun olmaz.
Semih: Peki kanka. Ama en ufak bir şey de mutlaka söyle!
Raist: Tamam kanka.

Aslında gıcık bir durum olsa da düşüncemi söyledikten sonra kendimi öyle yıkılmış, bahtsız bedevi gibi hissetmedim. Evet biraz şaşırdım nerden çıktı bu durum diye ve biraz da geçmişi hatırlayınca küçük bir hüzünlenme oldu ama yıkılmadım yani. Ama sonra şu soru aklıma geldi: ya geçmişimde en büyük ve önemli yeri kaplayan prenses de bir zaman sonra karşıma çıkarsa? Şu durumu karşıma çıkaran bunu da niye yapmasın? Kaldı ki bende bu şans varken olamayacak şey değil! Bir gün gene göz göze gelirsek!..

Son zamanlarımızdaki konuşmalarımızın birinde "aynı düşünüyoruz, aynı yapıyoruz. Kopamıyoruz birbirimizden ama devam da edemiyoruz. Hiç değilse arkadaş kalalım mı? Ben senden tamamen kopmak istemiyorum" demişti prenses özetle. Ben de "arkadaş olduğumuz zaman bir gün karşıma çıkıp da nişanlandım, evleneceğim ben falan dersen öldür beni daha iyi demiştim!" Evet birazda olsa saklamayı başarmıştı; ama kader illa oynayacak ya oyununu.. İlginç bir durum sonucu nişanlısıyla bile yüz yüze geldim. Merak etmeyin kavga olmadı. "Yazıklar olsun!" dedim prensese, döndüm geldim. O an ben ölmüştüm zaten kavga neye yarardı? Merak edenler olsa o tarihten beri ölüyüm zaten. O tarihten beri acı hissettiğim söylenemez onun dışında. Bunu bile yaşatan kader prensesi bir daha niye karşıma çıkmasın? Hadi bu bir daha yıkım olur; ama bir de çocuğunun yada çocuklarınnın ismini, devamlı düşündüğümüz Yağmur yada gene onla alakalı -daha sonra anlatacağım gül rüyasında- bir rüyadan dolayı Gül koyarsa! Eyvah eyvah..

RaistLin

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Genç Bir İş Adamına - Emre YILMAZ

Kahvaltıya misafirim vardı bu sabah :)

Bana herşey sizi hatırlatıyor :)