Alis: Bölüm II -SON-

(Alis hikayesinin devamıdır..)

Bu çocuğun ne yapmaya çalıştığını bir türlü anlamamıştı. Evet, çocuktan hoşlanıyordu. Her şeyin daha da güzel olmasını istiyordu. Ama tam onun da hoşlandığını düşünmeye başladığı anlarda öyle bir şey yapıyor ya da söylüyordu ki Ozan; bir insan istese de bu kadar güzel sıçamazdı olayların içine. Kafası karışmıştı Alis'in. "Acaba ben mi yanlış düşünüyorum ya da anlıyorum? Kendi kendime senaryolar mı yazmaya başladım artık?" diye düşünmeye başlamış; kendinden şüphelenmeye başlamıştı. Sonunda en iyisinin arkadaşlarına danışmak olduğuna karar verdi. Anlattığı her arkadaşı Ozan için şizofrenik teşhisi koyup, ondan bir an önce kurtulmasını tavsiye etti :) Arkadaşları haklıydı; hayra alamet değildi bu işin sonu. Bu işe bir son vermeliydi ama yapamıyordu bir türlü. Onu düşünmekten kendini alamıyordu. Her şeyi güzelleştirebileceğine hatta düşünmenin dozunu fazla kaçırıp saçmalamaya başladığı zamanlarda çıkarıp sevgilisinden bile ayırabileceğini düşünüyordu. Sevgilisi onun yanında halt etmişti :) Ama arkadaşları haklıydı bu işe bir son vermeliydi. O yüzden arkadaşlarının da yardımıyla onu düşünmek yerine kafasını dağıtacak şeyler bulup onlarla uğraşmaya başlamıştı. Hatta telefonunu bile yanına almıyordu artık hem o hem kimse ulaşmasın hem de telefonun sağlık açısından telefonun yaydığı radyasyondan kurtulmak için. Bir taşla üç kuş vuracaktı güya :) Ama gel gör ki kaçışı yoktu anlaşılan bu işten. Bir gün gene mağazada işlerle uğraşırken dikili vermişti karşısına Ozan.
-Ozan: Merhaba Alis :)
-Alis: Aynısından sanada!
-Ozan: Aramalarıma ya da mesajlarıma niye cevap vermiyorsun? Bu gün geleceğimi haber verecektim ama ulaşamadım sana bir türlü!
-Alis: Telefonu taşımıyorum daha yanımda. Çantada duruyor. O yüzden görmedim mesajlarını.
-Ozan: Neyse, ne haber? Nasılsın görüşmeyeli?
-Alis:… diye başlayan bir diyalogla başladılar uzun bir sohbete daha.

O günden sonra bir hafta ses çıkmadı Ozan'dan. İki hafta sonra gene geldi.

-Ozan: Merhaba Alis :)
-Alis: Merhaba.
-Alis: Gene nerelere kayboldun? Sesin çıkmıyor?
-Ozan: Tatildeydim ya. Ege tarafındaydım. Yunan santraliyle karışıyordu benim hat. O yüzden sorun oluyordu telefonla görüşmek.
-Alis: Hadi ya bak sen şu işe?
-Ozan: Haftaya da gene başka bir yere tatile gidiyorum.
-Alis: İyi bakalım. Maşallah yazın keyfini en iyi sen çıkarıyorsun herhalde..

Bu sefer Ozan'ın telefonu gittiği yerde çekiyordu anlaşılan ki arada bir mesajlaşıyorlardı. Ama Ozan gene bir iki cevap yazıp bir iki gün gene ortadan kaybolma huyu devam ediyordu. Alis'in artık tepesi atmıştı. Ona çok sert bir mesaj yazdı:
-Alis: Bak Ozan! İşine gelen konularda çok güzel cevap yazabiliyorsun ama işine gelmeyen konularda da çok güzel ortalardan kayboluyorsun! Öyle malak gibi ortada bırakıyorsun konuyu ya da sohbeti! Ve bu tavırların benim hiç hoşuma gitmiyor! İşin varsa ya işim var de ya da sohbetten hoşlanmadıysan konuyu değiştirelim falan de! Ama bir daha böyle davranma! En azından bu mesaja da zahmet edip cevap verirsen sevinirim! Cevap bir gün sonra geldi:
-Ozan: Senden kaçtığım falan yok ama her an telefon başında da olmuyorum. Lütfen yazım tarzında da bir daha böyle bir dil kullanma!"
-Alis: Merak etme zaten bir daha yazımı da yazım dilimi de kullanmayı düşünmüyorum zaten.
-Ozan: Bana karşı takındığın tavır çok çirkindi. Bundan sonra kullanmayı düşünmediğine sevindim.

Bu mesajdan sonra aslında bir arkadaşını kaybettiği için üzüldü. Bir yıldız daha kaymıştı gönlünden. Sevmezdi arkadaş kaybetmeyi. Ama Ozan'ın bunu hak ettiğini çünkü arkadaşlıklarına saygısı olmadığını düşünüyordu. Alis kendince bu arkadaşlık için elinden geleni yapmıştı ama olmadı bir türlü; en azından Alis'in istediği gibi. Ama içinden bir his de sanki bu hikayenin bu veda mesajlarıyla bitmediğini söylüyordu. Nedense?

RaistLin

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Genç Bir İş Adamına - Emre YILMAZ

Kahvaltıya misafirim vardı bu sabah :)

Bana herşey sizi hatırlatıyor :)