Meleğim: İkinci Bölüm

Artık arkadaşlıktan bir adım ötesine geçme zamanı yaklaşmıştı. Her şey de güzel gidiyor, görünüyordu. Ama beni rahatsız eden bir şey vardı. Melekteki herhangi bir özellik yada yaptığı bir hareket değildi bu. O, benim tam tersime dolu dolu yaşıyordu ilişkimizi. Beni rahatsız eden şey ise gelecek kaygısıydı." Oha! Daha ilişkinin başında ne gelecek kaygısı? " dediğinizi hissettim gibi :) İlişkimizde rolleri değişmiştik. Genel olarak ilişkilerde kadınlar gelecek kaygısı yaşarken, erkekler düşünmeden, dolu dolu yaşar. Ama bu bizde ters durumdaydı şimdi. Üç nedenden dolayı bu kaygıyı taşıyordum. Birincisi kendi içimdeki bir kısır döngüden dolayı -uzun, karışık ve aşırı karamsar bir döngü olduğu için açıklamayı pas geçiyorum-, ikincisi yeni başlayan ilişkilerde en kaçınılması gereken durum vardı: önceki ilişkimin etkileri devam ediyordu bende. Eski kız arkadaşı özleme falan değildi etki; onla baş edebiliyordum. Ama baş edemediğim şey bir önceki ilişkimin sonunda uğruna yaptığımız şeylerin, gözümü karartıp imkansız gözüken şeylerdeki başarılarımızın, uğruna savaştığımız inançlarımızın herşeyimiz ama herşeyimiz hem yıkılmıştı hem de boşa çıkmıştı. Kendimi adamıştım ben o ilişkiye.. Nasıl bir daha başarısız olan şeylerim için yeni bir başlangıç yapabilirdim ki? O kadar uğraşı gösterip bunun da boşa olmayacağı ne malumdu? Aslında gözü kara ve yeni başlangıçları seven biri olarak gene bunlarla da başa çıkabilirdim ama asıl sorun o kadar yoğun ve yorucu bir ilişkiden sonra yeni başlangıca gücüm kalmamıştı artık ve yeni bir hüsrandan korkuyordum. Her ilişki bir olur mu demeyin, gene asıl önemli bir sorun vardı bunda da: uzaktan iki farklı şehirden yaşanan bir ilişkiydi bu da :( Özetle önceki ilişkimde ben İstanbul'da serseri, o Ankara öğrenciydi. Ben hayatımın yönünü değiştirip onun için Ankara'ya öğrenci olarak geldim. Beraber öğrenci-öğrenci yaşadık. Fakat o okulu bitirince iş için İzmit'e taşındı, işin daha acısı Ankara'da burslu yüksek lisans yapabilecekken hata bizim için bunu isterken, sırf İzmit'te sevdiği işten, hayalindeki bir sektörden çok güzel bir teklif geldi diye ben gitmesi için ısrar ettim. İlişkimiz yüzünden hayallerinden geri kalmasını istememiştim. Aşkımızın İzmit - Ankara uzaklığını da yenebileceğine inanıyordum.. İstanbul - Ankara'yı yenebilen, İzmit- Ankara'yı neden yenemesindi? Ama öyle olmadı.. Şartlar ve sonrasında o, izin vermedi..
Bu seferde Eskişehir - Ankara'ydı ve benim okul bittikten sonra İstanbul - Eskişehir olacaktı. Bu sefer de uzaklığı yenebilecek miydik?
Üçüncüsü ise gerçekten değer verdiğim bir kişiyi daha belirsiz bir geleceğe sürüklemek istemiyordum. On dokuzlarımızda o daha dolu dolu gençliğimizde hiçbir gelecek kaygısı gütmeden her istediğimizi yapabildiğimiz zamanlarda olsak neyse. Ne güzel sadece canımızın istediğini yapardık sonuçlarını hiiiiççç düşünmeden. Eminim çok ama çok zevkli de olurdu. Ama artık yavaş yavaş bir düzen kurma, isteyerek ya da istemeyerek mecburen topluma karışma dönemi geliyordu ikimiz içinde. Bu aslında biraz tercih meselesi kimisi için iyi ya da kötü, gerekli ya da gereksiz ama çoğu kişi de -özellikle kadınlar- haklı olarak ellili yaşlarına hala tek başına, hala çocuksuz veya hala düzensiz bir yaşam istemiyorlar. Kadınlar hele bir de çocuk istiyorlarsa ki yaklaşık yirmi beşlerden sonra bir şey ya da bir şeyler mutlaka onları istemek için dürtüyor. Bir de karşılarına sağlıklı bir doğum için yaklaşık otuz beş yaş sınırı geliyor. Yani özetle düzenli bir yaşam sağlayabilmek ve sağlıklı bir doğum yapabilmek için yaklaşık otuz yaşlarına kadar vakitleri var. Bizim de artık düzen isteyip istemediğimizi seçme ve planlarımızı belirleyip, ona göre zaman geçtikçe daha da ağırlaşan sorumluluklarımızı alma vakti geliyordu.
Peki ben bu duruma nasıl bakıyordum? Benim açımdan da her şeyi zamanında yaşamak güzel. Nasıl zamanında ergenlik güzelse, lay lay tay tay gezip, hiçbir şeyi dert etmeden yaşamak güzelse, zamanında düzen kurup sorumluluklar alarak yaşamak güzel. Ama sorun işte zamanı ayarlayabilmekte. O zamanlar geldiğinde hazır olabilmekte. Bendeki sorun ise işte o zamanlar geldiği zaman ben hep hazır olamayanlardanım :) Bazen önümdeki yapmam gerekenleri gözümde büyütmekten, bazen onların sorumluluklarından korkmam, bazen an'a odaklanmaktan, anı dolu dolu yaşayıp bokunu çıkarmak istemekten ve bununlar beraber önümdeki yapmam gereken işte yumurta kapıya dayandığı vakit mutlaka başarılı olacağıma inancımdan dolayı işte tüm bu gelecekteki yapmak istediklerimi veya yapmak zorunda olduklarımı o yumurtanın kapıyı çalma anına kadar ertelerim :) Bazen de son dakikaya bırakmayı seviyorum aslında. O belirsizliği.. Sonuçları veya ne olacağını bilmemek, bilmeden yapmaya çalışmak ve bilmeden sonuçların sürpriz olarak çıkması, heyecan yaratması :) Sonucu bilmek veya tahmin edebilmek zevk vermiyor çünkü. "Aaa zaten böyle olcak niye uğraşayım ki?" falan oluyorsun bazen. Bu yaşlara kadar işte genel olarak bu bakış açısıyla yaşadım ve geç de olsa güç de olsa ama hep bir heyecanla çoğu önemli istediğimi yapmış veya almıştım.
Taaa ki prensesle ki ilişkimin yıkılış sürecine kadar.. O kısımdan sonra olaylar artık dağdan bırakılan kartopu gibi büyüyerek aşağı geliyordu, kontrolden çıkmıştı. Herşey ama herşey artık üstümüze geliyordu ve ne yapsak sadece çığ altında kalmamızı geciktiriyordu sadece. Sonuç doğa afeti gibiydi..
Bundan sonra başkasını da bu gecikmişliğe, bu heyecana, bu belirsizliğe sürüklemek istemiyordum artık. Buna hakkım yoktu. Hele ki artık yaptıklarımızın geri dönüşlerinin ağır sonuçlar doğurabileceği, geç kalırsak da sonuçlarını belki de ömür boyu çekebileceğimiz zamanlarda.. Ve ben hala öğrenciydim, okulumun ne zaman biteceği hala şaibeliydi, askerliğim duruyor ve potansiyelimin altındaki işlerde çalışıyordum. Bunlar hem uzun hem zor işlerdi. Benimse bunlar karşısında ne yapacağım ise her zamanki gibi belirsizdi.. Böyle bir durumda bu yeni ilişkimde artık ona göre düzen kurma zamanı geldiği zaman ben hazır olabilecek miydim veya benim düzen kurma zamanım ne zaman gelecekti benim şartlarımda? İkinci sorunun cevabı zaten belirsiz. Birinci soruya ona göre düzen kurma vakti geldiği zamanda hazır olup olmayacağıma, şöyle yaptıklarıma bir bakarsak çok büyük bir ihtimalle hayır. Peki anları çok güzel yaşayacağız diye; geleceği ile oynama, geleceğini çalma hakkım var mı? Yok. Dolayısıyla özellikle çok değer verdiğim birinin daha hayatına girip geleceğini olumsuz etkilemek veya büyük bir ihtimalle etkiyebileceğimi düşünmek bile çok rahatsız ediyor ve edecekti..
Ama en başta da dedim ya karşıma melek çıkmış bir kere bunca karamsar düşüncelerimi onla paylaşmamın sonucunda dediği tek şey şuydu: " Bitip bitmeyeceğini veya gelecekte neler olabileceğini büyük bir ihtimalle de olsa bilemeyiz. Bitecekse bile ben sadece dolu dolu yaşamak istiyorum bu ilişkiyi " demişti. Bir kez daha hayran kalmıştım ona. Adeta bir cesaret dersi veriyordu; hem de cesaret burcu koçtan olan birine :)

RaistLin

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Genç Bir İş Adamına - Emre YILMAZ

Kahvaltıya misafirim vardı bu sabah :)

Bana herşey sizi hatırlatıyor :)