Kutupyıldızım kayboldu bu akşam


   Bunca zamandır saçmalıyordum, haklısın. Artık başka bir hayata devam ediyorsun ama ben hala rahatsız ediyordum seni. Ama neden? Neden böyle manyakça hareket ediyordum? Terk edilenin klasik sergilediği davranışlar mıydı benimki? Kıskançlık, hırs, terk edilmeyi hazmedeme miydi? Yalan yok hepsi vardı büyük ihtimalle ama daha çok saf "üzüntüydü". Değerli bir şeyini kaybetmenin, artık olmamasının verdiği hüzün, boşluktu. Hatırlar mısın bilmem zamanında birbirimiz için ailemizden çok birbirimizi sevdiğimizi söylerdik. Ben böyle düşündüm, hep prensesimmişin gibi düşündüm ve hep öyle düşünmek istedim gerçekten. Çünkü bana göre iyi günde de kötü günde de çok iyi anlaşıyorduk, birbirimizi çok iyi anlıyorduk. İkimiz için pembe hayaller kuruyordum hep gerçekten. Tamam o zamanlar her şey çok zor geçiyordu, belki bu hayalleri gerçekleştirmek çok zor görünüyordu ama ben tüm kalbimle inanıyordum gerçekten. Bir gün mutlaka hayallerimiz gerçek olacaktı..
   İlişkimizin son dönemlerinde bir gün bana anlattığın;
   "Aşkım bugün bana x abi Raist herşeyi yoluna koysa, düzenini kursa onunla hemen evlenir miydin? Diye sordu. Ben hemen evet diyemedim. Bir an tereddüt ettim. " bu olay benim tüm inancıma bir ihanet gibi hissettirdi bana. Beyinden vurulmak bu inancımın çatırdamasının acısının yanında hafif kalmıştı. Ne için çabalıyorduk o zaman peki biz? İlk bu çok üzmüştü beni. Bundan sonrası kartopunu dağdan bırakmak gibi bir şeydi. İkincisi ayrılış şeklimizdi, ayrılığımız değildi bak.. (Bu arada kendince haklıydın ayrılışında, ben çok fazla pembe hayalle yaşıyordum. Sana göre gerçekleşme olasılıkları düşen hayaller..) Ailemden birini ,eşimi kaybetmiş gibi hissettim hep. İşin daha da kötüsü hakikaten artık olmadığını, artık "yok" olduğunu bilsem. Tabiki gene çok acırdı ama kabullenirdim, doğa kanunu işte her şey yok oluyor sonunda der avuturdum kendimi bir şekilde ama şimdi hala "varsın" sadece uzaklardan ben ulaşamıyorum sana. Üzüntü işkence halini almaya başladı zamanla. İşte böyle üzüntü hissettim. Ayrıldıktan sonraki saçma davranışlarım bu üzüntümün bilinçsiz dışavurumlarıydı hep..  Sana bazı zamanlar git desem bile kalbim hiçbir zaman git demedi. O bile senin mutluluğun içindi. Tüm kalbimle söylüyorum ben hep senin mutluluğunu düşündüm gerçekten. Sen hep her şeyin iyisini, güzelini hakediyordun.
   Sonra da gerçekten bu üzüntüyü ya da ona olan tepkilerimi abartıyor muyum diye soruyorum kendime? Bencilce mi davranıyordum? Sadece kendi tarafımdan mı bakıyorum diye düşünüyorum. Gerçi başkası olsa benim yerimde 3. sayfa haberi çıkardı büyük bir ihtimalle. Ama bu durumda bile ben sadece artık yeni seçimini yaptığını, beni istemediğini düşündüm ve gene mutluluğunu, iyiliğini bozmamak için hiçbir davranış sergilemedim. Sadece sözlerime vurdu tepkilerim biliyorsun.  
   Sonra da sen olsan ne yapardın diye düşünüyorum. Farz edelim ki ben seni, senin beni ailenden çok sevdiğin zamanlarda terk ettim. Ne yapardın? Tahminime göre hiçbir tepki vermezdin ama hayatın boyunca benden nefret eder, üzülür, unutmazdın beni.  Bunca aradan sonra benim de böyle davranmam normal değil mi?
   Ayrılığın kanununda var zaten. Birisi yoluna devam ederken, diğeri üzülüyor. Kimse mutlu ayrılmaz ki. En azından iki tarafta birbirinden sıkılmadıysa.
   Neyse bunlardan dolayı atlatamadım, hala düşünüyordum, hala çeneme vuruyordu. Ama gel gör ki bugünkü epostandan sonra artık seni asla ve asla rahatsız etmemeye karar verdim. Bir yerlerde "var" olmanın verdiği düşünceyle beraber hatıralarında yaşıyordu bende. Onlarla bile mutluydum ben. Hayatımın  bir yerlerinde olmasan bile düşüncelerimin kıyısında köşesinde olman bile bir güçtü benim için. Şu ana kadar ki en güzel şeylerimi seninle yaşamanın hatırı belki de. Bunları yaşatmandan dolayı belki de tüm haklara sahiptin üzerimde. Ağzıma etmende dahil.. Ama bugün bir zaman bir yerlerde beni anlayabileceğin düşüncesinin kaybolduğunu hissettim. Arada her kim olursa her ne olursa olsun  gerçekten var olsalar da aslen önemsizdiler bizim için. Biz bir şekilde hissederdik birbirimizi. Hislerin bir zararı yoktu ne de olsa gerçek dünyaya. Ama gel gör ki bugün onun kaybolduğunu hissettim. Belki de daha önceden  kaybolmuştu da ben yaşatmaya çalışıyordum veya bende yorulmuşumdur artık bilmiyorum. Biraz geç olsa da artık o bağı korumanın veya kurtarmaya çalışmanın anlamını kaybettiğini düşündüm. O benim kutupyıldızım gibiydi ve onun gökyüzümden kaybolduğunu hissettim. Herşeyi silmeye, hiçbir şey yaşanmamış gibi davranmaya karar verdim. Çünkü en ufak bir şey onu dolayısıyla hatıraları hatırlatıp üzer beni. Gene kısır döngüye girer.. Hiçbir şey olmamış, "yokmuş" gibi düşünmeye karar verdim. Böyle şeyler düşünürken hep "silbaştan" filmi geliyor aklıma. Filmin başı buna benzer düşüncelerle başlıyor. Ama bizimki öyle bitmedi maalesef.. Asuneya tamamen "yok" artık benim için bu yazıdan sonra..

                                                                   -SON-

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Genç Bir İş Adamına - Emre YILMAZ

Kahvaltıya misafirim vardı bu sabah :)

Bana herşey sizi hatırlatıyor :)