Kayıtlar

Eylül, 2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Hayat bir oyundur ve ben oyun oynamak istiyorum..

Ben bir savaşçıyım.. Elementlerden ateş grubunun, gezegenlerden savaşçı marsın özelliklerini taşıyan, şansıma savaşçı ve yöneticilerin en iyilerinden biri olan Fatih Sultan Mehmet ile aynı gün doğan bir savaşçıyım ben.. Ama fiziki değil düşünce savaşçısıyım ben. Ama Tanrı beni seviyor ki galiba fiziki değil düşünce savaşlarının yani sevdiğim bir ortamın içine yollamış beni. İlla savaşların sert bildiğimiz savaşlar da olması gerekmiyor. Karşılıklı olan her şey ufak ya da büyük tatlı ya da sert bir savaştır benim için. Ama tatlı, minik oyun, gibi olan savaşları daha çok severim. Bu savaşlardaki en iyi silahlarımsa kelimelerim..

Kendime göre karışık bir anlam sistemim var. Ateş nasıl "+" ve "-" yi içinde barındırıyorsa, bende "+" ve "-" özellikleri ve düşünceleri aynı anda iç içe yaşıyor veya düşünebiliyorum. Aynı anda çok yönlü görebilmek çoğu zaman yorucu oluyor. Çünkü düşüncelerin hangisinin en olumlu, en doğru veya en olması gereken olduğunu d…

İlk Heyecan: Bölüm 5

- Yağmur: Hayıııırrrrrr!! Yalan söylüyorsun yalan! - Ozan: Valla oğlum geçen gün görmüşler.
- Yağmur: Yalannnn, yalannnnn!
- Ozan: Çok üzgünüm dostum böyle acı bir haber vermek istemezdim ama kankan olarak ilk benden duy istedim.
- Yağmur: Off kanka ya offffff! Şansımı sevim!
- Ozan: Oğlum sendeki de eşek şansı be!
- Yağmur: Sorma kanka ya :(

Yağmur Özge'yle tanışıp muhabbeti ilerlettikten sonra cennetin kapısından göz ucuyla içeriyi gördüğünü hatta sevgili olabilirlerse cennette gibi hissedeceğini düşündüğü zamanlarda Ozan'dan aldığı haberle bir anda tepetaklak cehennemin yedinci katına düşüvermişti. Meğerse Özge'nin sevgilisi varmış :( İnanamıyordu, inanmak istemiyordu bu duruma. Okulda hiç görmemişti onu biriyle dolaşırken ya da sohbetlerinde hiç böyle bir şey geçmemişti. Dünyası başına yıkılmıştı. Hayata küsmüştü Yağmur bu haberden sonra. Artık hiçbir şeyi gözü görmez olmuştu. Bundan sonra ne yapması gerektiği sorusuna en iyi cevabı bulabilmek için kendi…

Alis: Bölüm II -SON-

(Alis hikayesinin devamıdır..)

Bu çocuğun ne yapmaya çalıştığını bir türlü anlamamıştı. Evet, çocuktan hoşlanıyordu. Her şeyin daha da güzel olmasını istiyordu. Ama tam onun da hoşlandığını düşünmeye başladığı anlarda öyle bir şey yapıyor ya da söylüyordu ki Ozan; bir insan istese de bu kadar güzel sıçamazdı olayların içine. Kafası karışmıştı Alis'in. "Acaba ben mi yanlış düşünüyorum ya da anlıyorum? Kendi kendime senaryolar mı yazmaya başladım artık?" diye düşünmeye başlamış; kendinden şüphelenmeye başlamıştı. Sonunda en iyisinin arkadaşlarına danışmak olduğuna karar verdi. Anlattığı her arkadaşı Ozan için şizofrenik teşhisi koyup, ondan bir an önce kurtulmasını tavsiye etti :) Arkadaşları haklıydı; hayra alamet değildi bu işin sonu. Bu işe bir son vermeliydi ama yapamıyordu bir türlü. Onu düşünmekten kendini alamıyordu. Her şeyi güzelleştirebileceğine hatta düşünmenin dozunu fazla kaçırıp saçmalamaya başladığı zamanlarda çıkarıp sevgilisinden bile ayırabileceğini dü…

Meleğim: İkinci Bölüm

Artık arkadaşlıktan bir adım ötesine geçme zamanı yaklaşmıştı. Her şey de güzel gidiyor, görünüyordu. Ama beni rahatsız eden bir şey vardı. Melekteki herhangi bir özellik yada yaptığı bir hareket değildi bu. O, benim tam tersime dolu dolu yaşıyordu ilişkimizi. Beni rahatsız eden şey ise gelecek kaygısıydı." Oha! Daha ilişkinin başında ne gelecek kaygısı? " dediğinizi hissettim gibi :) İlişkimizde rolleri değişmiştik. Genel olarak ilişkilerde kadınlar gelecek kaygısı yaşarken, erkekler düşünmeden, dolu dolu yaşar. Ama bu bizde ters durumdaydı şimdi. Üç nedenden dolayı bu kaygıyı taşıyordum. Birincisi kendi içimdeki bir kısır döngüden dolayı -uzun, karışık ve aşırı karamsar bir döngü olduğu için açıklamayı pas geçiyorum-, ikincisi yeni başlayan ilişkilerde en kaçınılması gereken durum vardı: önceki ilişkimin etkileri devam ediyordu bende. Eski kız arkadaşı özleme falan değildi etki; onla baş edebiliyordum. Ama baş edemediğim şey bir önceki ilişkimin sonunda uğruna yaptığımız ş…

Meleğim - Birinci Kısım

Beni hayata döndüren meleğime..

2008 yılıydı. Çok fırtınalı geçen bir dönemin sonunda 6 yıllık bir aşkın enkazı altında kalmıştım. O kadar canım yanıyordu ki ruhumu köpekler koparıp koparıp parçalıyorlar gibi hissediyordum. Ruhum bir daha eskisi gibi olamayacak şekilde paramparça olmuştu. Artık yaşamının bir anlamı olmadığını düşünerek ot gibi yaşıyordum adeta.

Derken 3 Kasım günü o çıktı karşıma. Şimdi düşünüyorum da o gün resmen benim yeniden doğmam için bir melek gönderilmesi planlanmış. Bir tesadüf sonucu tanışmıştık. Açıkçası pek bir heyecanla bir tanışma değildi. Elimden geldiğince tatlı bir sohbet olması için uğraştım ama acılı, dertli bir karakter vardı sonuçta ortada. Normalde sıkıntılarımı yanımdakilere yansıtmam. Onlar beni her şeye gülen, geyik bir karakter olarak bilirler. Halbuki fırtına içerde kopmaktadır. Ama o zamanlar her şey değişmişti. İç dış hiç bir şey kalmamıştı bende ve her ne kadar derdimi yansıtmak istemesem de sohbet dönüp dolaşıp oraya gidiyordu …