Kayıtlar

Şubat, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Senede Bir Gün / Mim

Bir mim ile daha karşınızdayız sevgili blog severler :) Sağdan Ofelya'nın getirip al da at dercesi ortaladığı mimi gol yapmaya çalışacağım bu yazıda :P Ofelya'ya bu güzel asist mim için teşekkür ederim :)
1-Hayatınız filme çekilse adı ne olurdu ve soundtrackinde hangi şarkılar yer alırdı?    Her ne kadar üstat Charlie Chaplin  "Hayat ön provası yapılmamış bir tiyatro gösterisidir. " dese de ben daha çok film gibi görmüşümdür. Kendi filmimin hem yönetmeni, hem baş rol oyuncusu, Hem figüranı, hem de senaristi gibi hissetmişimdir hep :) Hata uzaklarda bir yerde kamera varmış gibi düşünür ve yetmiş milyona beni izlediği için sevgilerimi gönderip el sallama isteği gibi düşünceler aklıma gelir :p Filmimin türü ise ortaya karışık olmakla beraber ağırlıklı olarak trajikomiktir :) İsimlere gelince zaten RaistLin Movie  olarak ismi kader belirlemiş ama alternatif olarak RaistLin günceleri, Kara Bahtlı Kem Talihli Kahraman ya da anısı olduğu için Senede Bir Gün olabilir.
   S…

Pika Pika / Mim :)

Kaç gündür kara kara düşünüyorum sıradaki yazılarımı nasıl yazacağım diye. Bir yandan az vaktim olduğu için kafamı toparlayamadığımdan, bir yandan da hala yabancı bilgisayara alışamadığımdan yazmak istiyorum ama yazamıyorum. Böyle karalar bağlamaya devam ederken Ofelya'nın beni mimlediğini gördüm. Mimlendiğimi görünce kendimi Pokemon'da Ash'in "Seni seçtim pikaççuuu!" diyerek pikaçuyu seçmesi gibi seçilmiş hissettim :p İlk önce mim için teşekkür ediyorum. Sonra da pika pika :) diyerek soruları cevaplamaya çalışayim :)
Soru 1: En çok sevdiğin şeyler nelerdir, nelerden hoşlanırsın?
   Yeni ve farklı şeyler öğrenmek, yaşamak gerçekten çok hoşuma gidiyor. Ama en çok hoşuma gideni insanların iç dünyasını keşfetmek.. Her insandan ayrı ayrı farklı hikayeler, düşünceler çıkıyor ve o dünyaları tanımak, şansım olursa da yaşamak çok hoşuma gidiyor ve bu dünyaların açığa çıkmasını sağlayan sohbet ortamını ve dinlemeyi çok severim :) Ayrıca bu amaç doğrultusunda kitap ok…

Kaderin Bir Oyunu mu bu? :)

Artık son günlerimi yaşadığımı düşünüyorum gençliğimin.. Artık sorumluluklarımı alıp, düzenimi kurma vakti. Bugüne kadar hep kaçtım. Yaşa göre kazık kadar oldum ama ruhum büyümeyen çocuk gibiydi. İtina ile gezdim, tozdum, oynadım ve yattım ama yumurta iyice kapıya dayandı. Şu dönemde hayatımın gidişatını belirleyecek şeylerden biri olan sınavlara hazırlanmam gerekli askere gitmeden önce. Kpss, kpds, üds, ales, vs vs ne kadar abidik gubidik sınavlara girip iyi notlar almam gerekli askerden sonra iyi birşeyler yapabilmem için. Ama her zamanki gibi tembelliğim, arkadaşlarımla birşeyler yapma isteği ve oyun manyaklığım bu sınavlar için ders çalışmama engel oluyor. Ya zaten en çok oyun manyaklığım mahvetti beni :) Hayal alemine daldım mı çıkamıyorum veya çıkmak istemiyorum bir türlü :) Şu oyunlara ayırdığım zamanı biraz derslere ayırsaydım çoktan çok iyi bir yerlere gelmiştim :) Ama pişman değilim. Çok keyifliydi. Gene olsa gene yaparım :) Ama artık mecburiyetler, sorumluluklar geldi di…

Ölümün soğuk tadı olmadan yaşam hiç güzel olur mu?

Aslında sıradaki yazı iki şubat günü maça giderken ki yaşadıklarımı anlatan bir yazı olacaktı ama dün gene benim ayarlarımı bozan bir haber aldığım için bu düşüncelerim ve yazı çıktı ortaya. Konu ölüm ve kaybetmekti. Kafamda gene bir sürü karanlık düşünce dolaştı durdu. Yazıya dökeyim dedim bari dedim. Düşünceler hazırdı ama başlık beğenmiyordum. "Ne olsun, ne olsun?" diye düşünüyordum kendi kendime. Aslında basitti. "Ölüm hakkındaki düşüncelerim" yaz gitsin diyordum. Ama ölüm kelimesini başlıkta bile kullanmak istemiyordum. Galiba "kaybetmek" olacaktı ama az önce Facebookta bir grubun, yazımın başlığında kullandığı sözü gördüm. Bu kadar denk gelebilirdi. Bazen karşılaştıklarıma şaşırıyordum. Çünkü bir şeyler yapmak isterken "ne yapsam ne etsem" diye kara kara düşünürken hiç beklemediğim bir anda bir şekilde bir işaret, bir hatırlatıcı, düşündüğüm şeylerle bir şeyler çıkabiliyor karşıma. Bu kadar tesadüf olabilir mi diye soruyorum bazen kendi k…

Maça gideceğiz ama nasıl? :)

Orta okul ve lise zamanlarında hem zevkli hem de ucuz olduğu için :p deli gibi basket maçlarına giderdim. Haftanın bir günü mutlak Abdi İpekçi'de geçerdi. Maça gider coşardık, maçtan sonra da eve giderken tren istasyonunda mutlaka ne etinden olduğunu bilmediğimiz :p bir sosisli sandviç yerdik. Ayrı bir keyifti bizim için.

Bu keyif Ankara'ya üniversiteye okumaya gittiğim zaman bir süreliğine bitti maalesef. Orda da elimden geldiğince gitmeye çalıştım ama az gidebildim. Bir kere Telekom'u tutmuyordum ve derbi maçları da az oluyordu Ankara'da :(

Üniversiteden sonrada iş ve kurs mazereti çıktı. Gitar kursuna yazıldık. Tek gün gidiyorum kursa ama gel gör ki Fener'in maçları hep kursun olduğu güne perşembeye geliyor. Çarşamba oynasa maç saatinde işteyim. Deli olacağım; gidemedim bir türlü maça :) Ama geçenlerde duydum bizim yeni basketbol salonumuz açılmış. Televizyondan bile görebildiğim kadarıyla harika bir salona benziyor. Kendi kendime dedim: oğlum bu mabede kesi…