Kayıtlar

2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Ankara'ya gidemeyişim

Bir aydır yazmak gelmiyor içimden. Ankara yazısından sonra yazmaktan soğudum. O yazıyı yazarken ne kadar özenmiştim Ankara'ya gitmeye. Bir şeyler için özellikle de değer verdiğim şeyler için özenmek hoşuma gidiyor. Güzel olsun istiyorum yaptıklarım hatta en güzeli. Yani en azından güzel yapmaya çalışmak bile hoşuma gidiyor ama terslikler de olmuyor değil. Hayat işte güzellikler olduğu kadar terslikler de var. Benim için ise sorun şu o kadar özene bezene yapmaya çalışırken bir işi en ufak bir olumsuzlukta soğuyorum; hevesim kaçıyor. Ankara'ya gitmeye çalışırken de böyle oldu..

Ankara'ya gidip neler yapacağıma dair planlarımı anlattığım blog yazımı gece bir civarı bitirmiştim. Sonrada bakayım dedim ne ile gideyim; biletler ne kadar falan diye. Aslında tren yolculuğunu seviyorum; hem daha da ekonomik oluyor otobüse nazaran. Ama Ankara otobüsü de evimin yakınlarından kalktığı için daha kolayıma gelebiliyor bazen. İkisi de uygun benim için. Zevkime kalıyor yani hangisini tercih…

Kaçmak istiyorum

İstanbul'un en sevilen yerlerinden birindeyim. Arkadaşımı bekliyorum. Kahvemi içerken etrafı izliyorum. İnanılmaz bir kalabalık var. Bura gibi yerlerde ne buluyoruz da sıkışıp tıkışıyoruz buralara ve millet buralara koştururken ben neden bu gibi yerlerden bir an önce kaçmak istorum diye düşünmeye başlıyorum kendi kendime. Sonra cevabı aramak için tekrar etrafı izlemeye koyuluyorum. Şöyle geniş bir açıdan baktığım zaman gerçekten manzaranın güzelliğini hayran kalmamak elde değil; ortam çok güzel. Sonra insanları izlemeye başlıyorum. Her renk insan toplanmış burada. İstesen bu kadar rengi bir araya kolay kolay toplayamazsın. Ortamın güzelliğine ve insanların renkliliğine hayran kalmamak elde değil.

Sonra daha detaya inen bir gözleme geçiyorum. İnsanların neler konuştuklarına kulak misafiri oluyorum. Merak ediyorum çevremdekiler neler konuşuyor. Acaba onlar da bu güzelliklerin farkında mı? Bir kısım çıkar, bir kısım para, bir kısım uçkurunun peşinde, bir kısım birilerini çekiştiriyor…

Ankara Ziyareti

Uzun zamandır hapisim İstanbul'da. Kaçamıyorum bir yerlere. Gene dar gelmeye başlamışken İstanbul, aklıma Ankara'ya gitme fikri düştü. Fiilen iki yıl falan oldu galiba ama resmen yani diplomayı aldığım günden beri yaklaşık on dört ay oldu veda edeli Ankara'ya. Farklı bir yerlere gitmek istiyorum ama tek başıma bir şeyler yapmak hoşuma gitmiyor. Herkes de işin de gücün de ve hatta yeni evliliğinde. Hayatımda ki gittiğim toplam düğün sayısı kadar düğüne gittim bu tek eylül ayında. Bu nasıl bir eylüldü, evlilik ayı mıydı neydi artık? Neyse ne kadar beğenmesem de kurak Ankara'yı, benim ikinci memleketim oldu orası. Kankalarım, anılarım, gençliğim orda..
Ankara'ya gitmeyi düşünmeye başlamamla beraber ruhumu anılar sarmaya başladı bir sarmaşık gibi; zamanla kor haline gelen anılarım tekrar alevlenmeye başladı sanki. Ankara İstanbul arasındaki yolculuk anılarım, üniversite anılarım, Ankara'daki evimde yaşadıklarım, arkadaşlarım, ilişkilerim hepsi tekrar canlanmaya b…

Hayat bir oyundur ve ben oyun oynamak istiyorum..

Ben bir savaşçıyım.. Elementlerden ateş grubunun, gezegenlerden savaşçı marsın özelliklerini taşıyan, şansıma savaşçı ve yöneticilerin en iyilerinden biri olan Fatih Sultan Mehmet ile aynı gün doğan bir savaşçıyım ben.. Ama fiziki değil düşünce savaşçısıyım ben. Ama Tanrı beni seviyor ki galiba fiziki değil düşünce savaşlarının yani sevdiğim bir ortamın içine yollamış beni. İlla savaşların sert bildiğimiz savaşlar da olması gerekmiyor. Karşılıklı olan her şey ufak ya da büyük tatlı ya da sert bir savaştır benim için. Ama tatlı, minik oyun, gibi olan savaşları daha çok severim. Bu savaşlardaki en iyi silahlarımsa kelimelerim..

Kendime göre karışık bir anlam sistemim var. Ateş nasıl "+" ve "-" yi içinde barındırıyorsa, bende "+" ve "-" özellikleri ve düşünceleri aynı anda iç içe yaşıyor veya düşünebiliyorum. Aynı anda çok yönlü görebilmek çoğu zaman yorucu oluyor. Çünkü düşüncelerin hangisinin en olumlu, en doğru veya en olması gereken olduğunu d…

İlk Heyecan: Bölüm 5

- Yağmur: Hayıııırrrrrr!! Yalan söylüyorsun yalan! - Ozan: Valla oğlum geçen gün görmüşler.
- Yağmur: Yalannnn, yalannnnn!
- Ozan: Çok üzgünüm dostum böyle acı bir haber vermek istemezdim ama kankan olarak ilk benden duy istedim.
- Yağmur: Off kanka ya offffff! Şansımı sevim!
- Ozan: Oğlum sendeki de eşek şansı be!
- Yağmur: Sorma kanka ya :(

Yağmur Özge'yle tanışıp muhabbeti ilerlettikten sonra cennetin kapısından göz ucuyla içeriyi gördüğünü hatta sevgili olabilirlerse cennette gibi hissedeceğini düşündüğü zamanlarda Ozan'dan aldığı haberle bir anda tepetaklak cehennemin yedinci katına düşüvermişti. Meğerse Özge'nin sevgilisi varmış :( İnanamıyordu, inanmak istemiyordu bu duruma. Okulda hiç görmemişti onu biriyle dolaşırken ya da sohbetlerinde hiç böyle bir şey geçmemişti. Dünyası başına yıkılmıştı. Hayata küsmüştü Yağmur bu haberden sonra. Artık hiçbir şeyi gözü görmez olmuştu. Bundan sonra ne yapması gerektiği sorusuna en iyi cevabı bulabilmek için kendi…

Alis: Bölüm II -SON-

(Alis hikayesinin devamıdır..)

Bu çocuğun ne yapmaya çalıştığını bir türlü anlamamıştı. Evet, çocuktan hoşlanıyordu. Her şeyin daha da güzel olmasını istiyordu. Ama tam onun da hoşlandığını düşünmeye başladığı anlarda öyle bir şey yapıyor ya da söylüyordu ki Ozan; bir insan istese de bu kadar güzel sıçamazdı olayların içine. Kafası karışmıştı Alis'in. "Acaba ben mi yanlış düşünüyorum ya da anlıyorum? Kendi kendime senaryolar mı yazmaya başladım artık?" diye düşünmeye başlamış; kendinden şüphelenmeye başlamıştı. Sonunda en iyisinin arkadaşlarına danışmak olduğuna karar verdi. Anlattığı her arkadaşı Ozan için şizofrenik teşhisi koyup, ondan bir an önce kurtulmasını tavsiye etti :) Arkadaşları haklıydı; hayra alamet değildi bu işin sonu. Bu işe bir son vermeliydi ama yapamıyordu bir türlü. Onu düşünmekten kendini alamıyordu. Her şeyi güzelleştirebileceğine hatta düşünmenin dozunu fazla kaçırıp saçmalamaya başladığı zamanlarda çıkarıp sevgilisinden bile ayırabileceğini dü…

Meleğim: İkinci Bölüm

Artık arkadaşlıktan bir adım ötesine geçme zamanı yaklaşmıştı. Her şey de güzel gidiyor, görünüyordu. Ama beni rahatsız eden bir şey vardı. Melekteki herhangi bir özellik yada yaptığı bir hareket değildi bu. O, benim tam tersime dolu dolu yaşıyordu ilişkimizi. Beni rahatsız eden şey ise gelecek kaygısıydı." Oha! Daha ilişkinin başında ne gelecek kaygısı? " dediğinizi hissettim gibi :) İlişkimizde rolleri değişmiştik. Genel olarak ilişkilerde kadınlar gelecek kaygısı yaşarken, erkekler düşünmeden, dolu dolu yaşar. Ama bu bizde ters durumdaydı şimdi. Üç nedenden dolayı bu kaygıyı taşıyordum. Birincisi kendi içimdeki bir kısır döngüden dolayı -uzun, karışık ve aşırı karamsar bir döngü olduğu için açıklamayı pas geçiyorum-, ikincisi yeni başlayan ilişkilerde en kaçınılması gereken durum vardı: önceki ilişkimin etkileri devam ediyordu bende. Eski kız arkadaşı özleme falan değildi etki; onla baş edebiliyordum. Ama baş edemediğim şey bir önceki ilişkimin sonunda uğruna yaptığımız ş…

Meleğim - Birinci Kısım

Beni hayata döndüren meleğime..

2008 yılıydı. Çok fırtınalı geçen bir dönemin sonunda 6 yıllık bir aşkın enkazı altında kalmıştım. O kadar canım yanıyordu ki ruhumu köpekler koparıp koparıp parçalıyorlar gibi hissediyordum. Ruhum bir daha eskisi gibi olamayacak şekilde paramparça olmuştu. Artık yaşamının bir anlamı olmadığını düşünerek ot gibi yaşıyordum adeta.

Derken 3 Kasım günü o çıktı karşıma. Şimdi düşünüyorum da o gün resmen benim yeniden doğmam için bir melek gönderilmesi planlanmış. Bir tesadüf sonucu tanışmıştık. Açıkçası pek bir heyecanla bir tanışma değildi. Elimden geldiğince tatlı bir sohbet olması için uğraştım ama acılı, dertli bir karakter vardı sonuçta ortada. Normalde sıkıntılarımı yanımdakilere yansıtmam. Onlar beni her şeye gülen, geyik bir karakter olarak bilirler. Halbuki fırtına içerde kopmaktadır. Ama o zamanlar her şey değişmişti. İç dış hiç bir şey kalmamıştı bende ve her ne kadar derdimi yansıtmak istemesem de sohbet dönüp dolaşıp oraya gidiyordu …

Benim Gençliğimdeki Gençlik Dizileri :)

"Kavak Yelleri" dizisini ne zaman görsem hep bir yerlerimle gülesim gelir :) Allah'tan bitiyor da kurtuluyoruz :) Dizi, 2000'lerde Cnbc-E gösterilen "Dawson's Creek" dizisinin çok ama çok kötü bir kopyasıydı. Gerçi "Küçük Sırlar" da öyle ama o da ayrı bir inceleme konusu. Orijinaline hakaret gibi gelir bana böyle kötü kopyalar. Sen orijinal bir şey yaratamadın, bari geliştir, üstüne bir şeyler kat! Ama Dawson's Creek'i özellikle gençlik dizilerini sevenlere tavsiye ederim. Çok güzel bir diziydi. Türünün en iyilerinden biriydi zamanına göre. Gerci şimdiki gençlik biraz daha "Gossip Girl"cü, Blair'ci oldu :) "Dawson's Creek" o dönemde karşılaşılabilecek bir çok farklı karakterlerle çok güzel anlatıyordu gençlikte yaşanılanları.. En azından "Gossip Girl"e göre biraz daha gerçek hayattan gibi geliyor bana. Herkes kendinden birşeyler bulabiliyordu karakterlerden birinde :) Finali de çok güzeldi.

Rüya

Sanırım şu sıralar herkes dekoder açık yatıyor galiba ki garip garip rüyalar görüyoruz :) Dün gece bende iki rüya gördüm ama ikincisi bayağı ilginçti. İlk rüya son zamanlarda gördüklerime benzerdi. Bir şeyleri elde etmeye ya da ulaşmaya çalışıyordum. Adeta Mario oyununda gibiydim rüyalarda. Sonra kurtarılmayı bekleyen prenses ve bende atılan taşlar, çekiçlerden falan hoplayıp zıplayıp engelleri aşmaya çalışıp prensesi kurtarmaya çalışan Mario :) Ama son zamanlarda başarılı olamıyorum. Dün gece de göya gizli gizli prensese ulaşmam gerekiyordu ama ufak bir detay nedeniyle yakalandım ve tüm plan suya düştü. Bende sinirlendim artık kaç defadır istediğimi bir türlü yapamadım diye. "Amaannnn" diye tüm enerjiyle bir giriştim ama ne girişme! Oyunlarda olur ya hani ilerledikçe bir çubuk dolar ve süper güç yada kombo falan yaparsın. Aynı o enerjiye geldim resmen. Bir girişiyorum önüme gelene var ya kan revan içinde ortalık. Bütün hıncımı çıkarıyorum. Acımıyorum kimseye. Kill Bill mode…

Al sana geçmiş

Son zamanlarda hep aklımda dilimde geçmişte yaşadıklarım. Onu özlüyorum; ah o günler ne güzeldi; yaptığım hataları bir daha yapmam ah eşek kafam ah falan diyorum. Ama birincisi: .ah aynı hatayı yapmam; o zamanlarda o günkü bilgi ve özelliklerimle, aynı haltı yerim ben, kesin. Kendimin ne mal olduğunu biliyorum çünkü ve biliyorum ki o zaman yaptıklarımı hiçbir baskı ve etki altında kalmadan hep kendim verdim hem de bu günkü gibi en az 1000 kez düşünmüşümdür yapacağım şeyi. Sadece şöyle değişebilirdi olaylar; bugünkü aklımla geçmişe gitsem o zaman belki bir şeyler değişik olabilirdi. O da olmayacağına göre.. Neden hala düşünmekte ısrar ediyorum anlamıyorum. Gelelim ikinci kısma "heh değiştirmek mi istiyordun, geçmişi mi özledin diyordun; al sana 10 yıl geriden bir karakter! Hadi bakalım görelim şimdi neler yapcan?" Hayat öyle bir yerden soktu ki onu hayatıma, ne müdahale edebiliyorum, ne de onla ilgilenebiliyorum. Öylece tribünden maç seyreder gibi seyrediyorum uzaktan ve …

Kahvaltıya misafirim vardı bu sabah :)

Hayat öyle garip bir şey ki.. O kadar dipte, sinirli veya isyankar olduğunuz zamanlarda hiç beklemediğiniz bir anda, ufacık da olsa bir güzellik çıkıp dağıtabiliyor o bütün karamsar tabloyu.

Bu günde öyle karamsar bir tabloda güne uyandım ve işe gitmek için yola koyuldum. Durakta minibüs beklerken, bir baktım biraz uzaktan sallana sallana dana kadar bir doberman geliyor. Doberman yazınca insan şöyle bir tırsıyor di mi? :) Ama yok; bunun sadece kalıbında var dobermanlık, hareketleri görseniz tam bir şebek :p Hopluyor, zıplıyor -düşünün dana kadar bir dobermanın üstüme zıpladığını :) - Bir sevimliydi, bir sevimliydi mübarek. insanın o dana kadar köpekle oynayası geliyor :) Bende zaten öyle yaptım :) Ama olayı sonradan çözdüm meğer bizimkinin şebeklikleri karşılıksız sevgiden değil, bir çıkarı uğrunaymış. Hainin elimdeki simitlerde gözü varmış meğer. Sende mi brütüs! bari sen yapma dedim :) Şaka bir yana meğer aç kalmış benim küçük sabah dostum. Kıyamadım tabi ona ve kendisini tanrı m…

Gül

Bir hastanenin acil servisinin kapılarını hızlıca çarparak içeri giriyoruz. "Kimse yok mu yardım edicek? Doktor veya hemşire? Kadın doğurmak üzere!" diye etrafa sesleniyorum. İki hastabakıcı sedyeyi bizden alarak hızla uzaklaşıyorlar. Sedyeyi teslim ettikten sonra beynim çalışmaya başlıyor. "Niye hastanedeyim ben? Nasıl geldim buraya? Bu kadın kim? Hiç tanımıyorum onu. Neden ona eşlik ettim?" hiçbir fikrim yok. Sonra yukarı doğumhanenin oraya çıkıyorum kadının yanına. Kadın çığlık çığlığa, her an doğum yapabilir. Oradakilere soruyorum: "doktorlar nerde? Kadın doğurdu doğuracak be!" "Bilmiyoruz. " diyorlar. Fırlıyorum dışarı doktorları bulmaya. Tüm katları dolaşıyorum ama nafile bir tane bile doktor ortada yok. Tam en katta birini bulmuş doğumhaneye doğru katları koşturarak çıkıyorken ağlama sesleri duymaya başlıyoruz. Bebişin sesleri bunlar! Yanlarına vardığımızda sadece hemşireler vardı. Doktoru bekleyemeden gerçekleşmiş doğum. Yanlarına yak…

Çikolata 2 - Hayat Tesadüfleri Sever

Geçen günlerde kankam Semih'in evine gittiğimde bir sohbet sırasında, tesadüfen, Semih'in benim on yıl önce tanıştığım daha doğrusu şapşallıklarım yüzünden tanışamadığım bir arkadaşımla tanıştığını öğrenmiştim. O kızı tanımayı, arkadaş olmayı gerçekten çok istemiştim. Şapşallıklarım yüzünden kaçırdığımı düşündüğüm güzel şeyden dolayı hep bir pişmanlık taşıdım o günden bu güne.. Ne yapayım, takıntılı biriyim ben. Güzel şeyleri basit yada şapşal nedenler kaçırdığım zaman sinir oluyorum kendime..

Dün de Semih aradı:

- Semih: Alo, kanka ne haber?

- Raist: İyidir kanka. Senden ne haber?

- Semih: İyidir. Kanka bir şey soracağım ben sana.

- Raist: Sor kanka?

- Semih: Geçen gün konuştuğumuz kız var ya..

- Raist: Eee?

- Semih: İşte ben o kızla biraz muhabbeti ilerlettim. Buluşmayı düşünüyorum senin için bir sakıncası var mı? Seni rahatsız edecek ise keseyim muhabbeti. Gerçekten bak!

- Raist: Hmmm..

Raist bu sorudan sonra sadece birkaç saniye düşünür ce…

Vazgeçilmezim

Şöyle bir süzdü onu. En son gördüğünden beri hiç değişmemişti. Halbuki zaman çok şey götürmüştü ikisinden de..

Bir sonbahar günüydü. "Yeter artık sıkıldım senden. Her gün aynı şeyler.. Üstelik her zaman seninle olmak yüzünden şu hayata başka hiçbir şeyle ilgilenemedim doğru düzgün. Artık yeni şeyler görmek ve ilgilenmek istiyorum." demişti en son konuşmasında. O ise hiçbir şey demedi, gidişine izin vermişti..

Şimdi ise ne kadar hata yaptığının farkındaydı Aras. Pişmandı onu bıraktığına. Zamanla anlamıştı onun değerini. Evet, ondan sonra denedi hem de birçok şey denedi ama ondan başka kimsede bulamamıştı o heyecanı, o sıcaklığı, o güzelliği. Ondan başka her şey yalanmış meğer. Şimdi anlıyordu değerini. "Affet!" dedi tekrar göz göze geldiklerinde ve iki damla yaş süzüldü gözlerinden..

RaistLin

Dünya Kupası'98

Gece saat üç civarı sahur yemeğindeyim. Bir yandan yemek yerken bir yandan da televizyonda neler var diye kanalları dolaşıyorum. Ne yapayım yemek yerken televizyon izleme gibi bir huyum var :) Bu sabah anılarımdaki güzel bir dönemi anlatan bir belgesele denk geliyorum: Dünya Kupası'98 :)
Bazılarının gene mi futbol dediğini hissediyorum. Evet, bende çoğu erkek gibi futbolla ilgileniyorum maalesef :) Diğer futbolseverleri bilmem ama ben futbolun estetiği, sanatı, ve mücadelesini seviyorum. Futbolun sanatı mı olur demeyin :) Nasıl bir insan konserde ses yeteneğini veya enstrüman çalma yeteneğini, resimde çizim yeteneğini sergiliyorsa; benim içinde ayağıyla topla beraber, başkalarıyla mücadele içinde yaptığı hareketler ilgimi çekiyor. Mesela o yüzden her maçı izlemem. İyi mücadelenin veya güzel hareketlerin olabileceği maçları izlerim ve bu dünya kupası da sadece mücadelenin ve estetiğin olduğu bir turnuva olmamıştı. Her şeyi ile çok güzel bir turnuvaydı.
Her ne kadar çoğu yazım…

I want to play a game

Şu sıralar geçmişimden parçalar sıkça etrafımda dolaşmaya başladı ve ben eski bir filmi tekrar izler gibi, onları izliyorum.. Ama bir olasılıktan da korkmaya başladım. Ya geçmişimin en önemli parçası da tekrar karşıma çıkarsa? Şimdiki olaylar öncü dalgalar olmasın sakın? Hayat bana gene oyun mu hazırlıyorsun acaba....

RaistLin

Çikolata 1 - Yapbozumun unuttuğum parçası

- Raist: Selam kanka :) Ne haber?

- Semih: iyidir kanka, senden ne haber?

- Raist: Standart :) Ne yaptın bugün? Evde miydin?

- Semih: Yok ya! Uzun zamandır okula uğramıyordum. Bir uğrayayım; hocaların gözüne gözükeyim dedim ama boşuna gitmişim. Kimse yoktu okulda :( Bende Ahmet hocanın yanına bir iş için uğrayan bir kız vardı. Onunla çene çaldım bütün gün.

- Raist: 0o0! Hayırlı işler :)

- Semih: Yok be oğlum. Kız Azeri ve esmerdi. Tipim değildi yani. Vakit geçirmek için çene çaldım öylesine..

- Raist: Kız üniversiteside mi okuyordu?

- Semih: Evet.

- Raist: Hukuk bölümüyle bir alakası var mı?

- Semih: Evet. Oha ne oluyor lan! Adı da Çikolata deme sakın!

- Raist: Evet. Doğru, çikolataydı.

- Semih: Sen nerden tanıyorsun oğlum bu kızı? Arkadaşın falan mı?

- Raist: Yok be oğlum. Hayatımda bir kere Azeri bir kız tanıdım, onun da özelliklerini attım, denk geldi. Bu kadar olur :)

- Semih: Hadi ya! Ne zaman, nerde tanıdın sen bunu?

- Raist: Uzuuunnnnn bir hikaye…

2001 yılın…

Bir Can Borcum Var Sana Kanka :)

-Arda: Alo! Kanka naber?

-Raist: İyi, senden naber kanka?

-Arda: İyiyim. Kanka noldu bu seneki tatil işi? Gitmiyor muyuz Kumbağ'a bu sene?

-Raist: Kanka fakirim bu sene. Gidebilecek para yok.

-Arda: Yapma kanka ya! Evde mi geçireceğiz tatili? Ayarlarsın bişiler?

-Raist: Oğlum ben dünden hazırım tatile ama; gerçekten para yok. Üstelik Özgür ile Mehmet ne diyorlar? Onlarda gelecekler mi?

-Arda: Sen bir "he" de onları ayarlarız.

-Raist: Ya, kanka inan buradan senin eve gelecek param yok desem yeridir yani :)

-Arda: Ayarlarız, ayarlarız bir şeyler..

-Raist: İyi bakalım. Sen bir konuş; duruma göre bir şeyler yaparız artık..

-Arda: Oke kanka! Hadi görüşürüz sonra..

-Raist: Görüşürüz..

Ne kadar fakir olsam da arkadaşlarım sağ olsunlar; toparladık bir şeyler, yaptık planları koyulduk yola. Bu durumu hemen hemen her yaz tekrarlıyorduk. Ben, Arda, Özgür ve Mehmet yazın bir haftasını mutlaka beraber Kumbağ'da ya bir tanıdığın yazlığında ya kiraladığımız…

Alis

Alis kahvaltıdan sonra oturmuş her kahvaltıdan sonra yaptığı gibi keyif sigarası ve çayını içerken, yaklaşık bir haftadır düşünmeye devam ettiği şeyi düşünmeye kaldığı yerden devam ediyordu. "Bütün bu olanların anlamı ne?" diye soruyordu kendi kendine. "Acaba bu hikayenin sonu nereye varacak, kader gene bana nasıl bir oyun hazırlıyor?" diyerek güldü kendi kendine :)

Her şey soğuk bir Şubat gününde başlamıştı. Alis o gün sahibi olduğu "Alis Harikalar Diyarında" adlı mağazasına uğrayıp; işlerin nasıl gittiğini kontrol etmek istemişti. Mağazada içinde dolaşıp, düzeni kontrol ettiği sırada birisi ve elindeki t-shirt gözüne çarptı.

Alis işini çok seviyordu. Aslında kıyafet satmak değildi onun sevdiği, yaratmaktı.. Yeni stiller, yeni tasarımlar, farklı bir şeyler yaratmak çok hoşuna giderdi. Bu tutkusunu, diğer bir tutkusu olan kıyafetlerle birleştirerek kendi tasarlayıp sattığı giyim mağazasını açmıştı. Adı çok duyulmayan ama kendini içinde bayağı sadık mü…

Ah bu beklentiler :)

Küçükken çok büyük bir egom vardı ve özellikle kızlar olmak üzere :) herkesin beni kendiliğinden, yani benim bir şey yapmama gerek kalmadan seveceğini düşünürdüm. Çünkü ben doğruyu, iyiliği mutluluğu ve paylaşmayı arıyordum ve herkesin de bunları aradığını düşünerek bende de bulabileceklerini düşünürdüm. Ama zamanla egom küçülmeye başladı. Neden mi? Birincisi insanların sadece bunları aramadıklarını -hata bence daha çok belalarını aradıklarını- veya çoğu kimse için bunları aramadıklarını gördüm. Sonra aradıkları veya yaptıkları şeylerin çoğunda akıllarını kullanmadıklarını, daha çok başkalarına göre hareket ettiklerini ve ne başkalarının dediklerini ne de karşılaştıkları olayları sorguladıklarını gördüm. Ayrıca zamanla yok artık bu kadar da olmaz -benim zevk anlayışıma göre tabi- dedirtecek kadar ilginç ve çok sayıda zevk ve renkle karşılaştım. Tek gerçek doğrunun, iyiliğin ya da güzelliğin olmadığını, bu soyut kavramların herkesin kendine göre değiştiğini anladım. Bugün ise kendimin…

Kovalamaca Rüya Rekoru

Uykuyu çok seven biriyim. Her ne kadar son zamanlarda 8 saat uykudan 6 saate falan düşürmeye çalışsam da olmuyor bir türlü. Ertesi gün mutlaka telafi ediyor kendini. Ama bir ara uyumak istemiyordum resmen. Korkudan falan değil. Uykuda dinleceğime daha çok yoruluyordum..
Yatıyorum yatağa; şöyle hafiften dalıyorum; sanki yavaş yavaş bir oyun ekranına geçiyorum. Önde ben, arkada siyah bir köpek ekrana yerleştirilmişiz. Start tuşuna basılmış gibi köpek bir başlıyor peşimden koşmaya, tabi bende kaçmaya. Dağ, tepe, bayır, apartman, teller meller , engel diye bir şey bizim için yok. Şehrin bir ucundan diğerine koşturuyoruz. Powell, Süreyya falan da kimmiş benim yanımda :) Onun nefesi topuğumda, kaptı kapacak şekildeyiz. Allah'tan rüyadayız da nefessiz kalma diye bir dert yok. Saniye kaybetsem parça pinçik etcek beni :) Tam böyle ağzını açıp kapmaya yelteniyor; çat diye uyanıyorum. Bir kalkıyorum nefes nefeseyim; gerçekten koşmuş gibi. Tamam diyorum zaten; bugün daha spor yapmaya gerek…

Düşe Öle

Bugünlerde gene unutmak istemediğim şeylerden biri olan, genellikle hayatımın dönüm noktalarında gördüğüm rüyalardan tam bahsedicektim ki; yazılarını beğenerek okuduğum bir arkadaşın da rüyasını anlattığı bir yazı yazdığını gördüm. "Haydeee dedim pişti olduk :) Yane o kadar yazılabilecek şey içinde bula bula aynı konuyu mu bulduk? Tebrik ettim kendimi bir an böyle bir tesadüfü başardığım için :) Aslında soğudum biraz yazmaktan; hem güzel yazamıyorum, hem de bir de özenmiş gibi olcağımı düşündüğüm için vazgeçmiştim.Ama hem o yaz deyince, hem de - "hem" leye "hem"leye nereye bağlıcam bende merak ettim :) - ne kadar kötü yazsamda unutmak istemediklerimi karalama isteğim ağır bastığı için ahanda yazıyorum :)

Gerçek yaşamım mı bilinçaltımdan etkileniyor, bilinaltım mı ondan etkileniyor bilmiyorum ama ikisi de karman çorban :) Çok sık rüya görüyorum, çok gerçekmiş gibi rüyalar görebiliyorum, tahminen hayatımın dönüm noktalarını işaret eden haberci rüyalar görebili…

Yaşanmışlık hissi

Bu sabah televizyon seyrederken 2010-2011 sezonunun en iyi filmlerinden ikisi olan Aşk Tesadüfleri Sever ve Kaybedenler Klübünün yönetmenlerinin konuk olduğu bir programa gözüm takıldı. Bu iki filmden Aşk Tesadüfleri Severi izledim, diğerinin de dvdsinin çıkmasını bekliyorum. Nedense kendime bir huy edindim, iyi olacağını tahmin ettiğim filmleri artık sinemada izlemiyorum. Hele görsel teknoloji ağırlıklı değilse hiç gitmiyorum. Dvd'sini çıkana kadar kendime heyecan yaratıyorum. Film ile ilgili bilgileri, yorumları topluyorum izlemeden önce. Kaybedenler Klübü içinde gene böyle bir durumdayım. Filmle konuştuysam tam benlik olduğunu, mutlaka izlemem gerektiğini iyice meraklandırdılar beni. Allah Allah neden acaba öyle diyorlar? :) Bak iyice meraklandım şimdi :)

Gerçi aynı şeyleri Aşk Tesadüfleri Sever için de söylemişlerdi. Ama nedense beklentim o kadar yüksek değildi o film hakkında. Ama dedim en azından çoğu kişinin de söylediği gibi çok soundtrackleri için izlerim. Soundtrackle…

Satıcı Ruhum

Gerçek dost kara günde belli olur derler ya! Benim ruh, sanki benden bir parça değil düşman mübarek :) Baktı ki durum kötü "aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor. Lütfen daha sonra tekrar deneyin!" durumuna geçiyor hemen :)

Bugün de öle günlerden biri oldu. Şöyle ki; yatmayı genelde severim ama anca keyif için, ne kadar hasta olursam olayım taaa ki enerjimin son damlasına kadar ayakta kalmak için savaşırım. Çok şükür hastalık durumlarında da pek yatmadım. Ama gel gör ki ara ara çok garip bir durum oluyor. Aylarca hiçbirşeyim yokken bir anda çat diye birşey oluyor sanki. Bir tansiyonum düşüyor, bir tansiyonum düşüyor. Allah diyorum, neler oluyor? Bir enerji çekiliyor, sanki ayaklarımın altında bir delik açmışlar da hızlıca oraya akıyor ya da benzin göstergesi full'u gösterirken, bir anda depoda açılan bir delik sonucu göstergenin hızlıca bitti noktasına gider gibi :) O an sanki ruhum bedenimi bırakıp kaçıyor adeta. Vücudumun çöküşünü karşıdan seyreder gibi olu…

Hikayelerin kötü karakterleri (?)

"Ateşle Oynayan Kız" kitabı da sonunda bitti. Gene her şeyde olduğu gibi bunu da okumada biraz geç kaldım :) Ama kitap çok çok güzeldi ya :) Bir saniye bile sıkılmadan, bir sonraki sayfaya daha bir merakla geçtiğim, heyecanın bir an olsa bile düşmediği kitaptı. Kitabı henüz okumamış olanlara şiddetle tavsiye ederim.. Ama su sıralar şöyle bir sıkıntı var okuduğum yada izlediğim hikayelerde dikkatimi çeken: Kötü taraf çok güzel şekilde tarif edilirken hani "oha ya, böyle bir güçlü yada zeki olabilir mi bir karakter ya" dediğimiz karakterler, kaybettikleri zaman çok çok aptal nedenlerle yane o ihtişamlı anlatımlarına uymayacak nedenlerle kaybediyorlar. Yane böle zorlu bir mücadele sonucunda bir tarafın kazanmasını bekliyorsun ama yok. Büyük bir heyecanla geldiğin son kısımda bu durum, bir parçada olsa büyüsünü bozuyor hikayenin..Bilmiyorum belki de çok alıştım ben. "Ejderha Mızrağı" serisindeki Raistlin gibi ya da "Death Note" adlı…

RaistLin Denklemi

{(Bir Tesadüf + Ankara + Aşk) = Aşk Tesadüfleri Sever} + {(Mutsuz Son + Silmek isteyipde silemediğin hatıralar)= Silbaştan filmi} + Silbaştan şarkısı = RaistLin

Hayat Denklemi

Yaklaşık 3 yıl önce bırakmıştım umut ekmeyi. Yıllarca uğraşıp anca fidan haline getirebildiğim umutlarım, kökünden sökülüp atıldı. Nadasa bırakmıştım kendimi onca zamandır.

Bugünlerde şöyle bir tekrar denemek istedim ama daha toprağa atmama bile izin vermedi hayat. Havada yakaladı adeta onları..

Suçu hayata atmak kolay diyeceksiniz sen de hiç mi suç yok diyeceksiniz, biliyorum. Ama izin verin açıklıyayim. Hayat benim için çevremdeki değişkenlerin toplamından ibaret bir denklem. Ve bir eylemde bulunacaksam umut ekmek gibi karşıma çok sayıda değişken çıkıyor ve yaş ilerledikçe denklemlerde, değişkenlerde hem çoğalıyor hem de zorlaşıyor. Kontrol edilemez oluyor.. Ve ben ufak olumsuzluğa tahamülü olmayan ben çok bir başarabilecekmişim gibi sanki tüm değişkenleri yönetmeye, olumlu hale getirmeye çalışıyorum. Evet, artık o zorlaştıkça benimde tecrübem artıyor ama mücadele daha zorlu bir hal alıyor. İşte hayatın suçu şurda başlıyor artık. Tam diyorum aha öyle olursa şöyle yaparım, böyle …

İlk Heyecan - Bölüm 4: Mini Test

- Off ya! Napıcam ben? Kaç gün geçti; bırak tanışmayı daha 2 laf bile edemedik kızla. Off of!

Yağmur devamlı fırsat kolluyor ama bir türlü başaramıyordu kızla tanışmayı. Ya çekingenliği, ya yeteneksizliği ya da onlar izin verse şansı izin vermiyordu kızla tanışmaya. Bu arada başarabildiği tek şey kızın ismini öğrenmekti. Gönlünü fetheden meleğin ismi Özgeymiş. En sevdiği isimler sıralamasında birinci sıraya yükselmişti artık bu isim :) Ama olmayınca olmuyordu. "Off off" diyerek gene karalar bağladı bir sırada bir elin kendisine uzandığını gördü. "Noluyor ulen? Bu ne?" diye içinden düşünürken;

- Serkan: Günaydın! Boş mu burası? Oturabilir miyim?

- Yağmur: Boş boş, oturabilirsin.

- Serkan: Ben Serkan.

- Yağmur: Ben de Yağmur. Memnun oldum.

Serkan da Özge gibi okula yeni gelenlerdi. İyi bir çocuğa da benziyordu. Yağmur gibi o da basketbolu sevdiği için çabuk kaynaşmışlardı. Yağmur'da artık Özge'den ümidi kesmeye başlayınca eski haline geri dönmeye…

Acısa da öldürmüyor artık..

Çoğu zaman filmlerdeki kahramanlara özeniriz. Gerçek hayatta da böle kahramanlarımız olsa deriz. Aslında süper güçleri olmasa da gizli kahramanlarımız hep var bence.. Düştüğümüz de kalkmamıza yardımcı olan, doğruları gösteren, yanlışları düzelten birileri vardır hep hayatımızda.. Korkmayız onlar varken, hatta nasıl olsa onlar var diye çoğu zaman şımarırız da. Üstelik onların işi daha zor. Süper güçleri olmadan hayat kurtarıyorlar yada hayatta kalmayı öğretiyorlar..

Aslında diyebilirsiniz ki çok mu zor iş yapıyorlar? Herkes böle.. Ama benim şu zamana kadar öğrendiğim can alıcı derslerden biri özellikle ailen, sonrada sevdiklerin dışında kimsenin umurunda değilsin. Hata sevdiklerin bile bazen şüpheli. Acı ama gerçek.. En azından benim çevremde geçerli bir ders bu.. Ve bu zamana kadar çok şanslıyım ki hep kahramanlarım oldu. Hep yardım ettiler, öğrettiler, desteklediler; bu acımasız hayata ayakta kalabilmek için. Hatta o kadar yardım ettiler ki bazen şımardım nasıl olsa kurtarırlar diy…

Ölüsü de zararlı, dirisi de..

Her gün söz veriyorum kendime. Her gün "çok işim var, bir düzene sokacağım hayatımı" diyorum. Her sabah 8.30'da kalkıp herşeye yetişmeye çalışacağım diyorum kendi kendime..

Her sabah ki gibi bugün de 8.30'da çalıyor alarm. Her gün de o saate uyandığım halde, o saatte kalkamıyorum yataktan. O saate başlayamıyorum güne. Gene gerçeğe dönmenin nefretiyle uyanıyorum uykumdan. Önceden sadece uyku da huzur bulabiliyordum, artık orda da yok kabuslardan dolayı.. Her gün cenin pozisyonunda yatıyorum öyle.. Taa ki bir zorunluluk beni çağırana kadar. Bir randevu, bir okul,bir iş.. Zorunlulukta yoksa yatıyorum öylece saatlerce yatağın içinde.. Çığlıklar atıp, isyan etmek istiyorum nefretim geçene kadar. Ama ailem üzülmesin diye içimden atıyorum sessiz çığlıklarımı. Onları da telaşlandırmak istemiyorum. Benim derdim kendimle çünkü. Yatakta uzanarak kaçabildiğim kadar kaçmak istiyorum hayattan. Yatarken şunları düşünüyorum: "Ne için kalkmalıyım bu yataktan? Kalkmama, hareket et…