Kayıtlar

Temmuz, 2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Çikolata 1 - Yapbozumun unuttuğum parçası

- Raist: Selam kanka :) Ne haber?

- Semih: iyidir kanka, senden ne haber?

- Raist: Standart :) Ne yaptın bugün? Evde miydin?

- Semih: Yok ya! Uzun zamandır okula uğramıyordum. Bir uğrayayım; hocaların gözüne gözükeyim dedim ama boşuna gitmişim. Kimse yoktu okulda :( Bende Ahmet hocanın yanına bir iş için uğrayan bir kız vardı. Onunla çene çaldım bütün gün.

- Raist: 0o0! Hayırlı işler :)

- Semih: Yok be oğlum. Kız Azeri ve esmerdi. Tipim değildi yani. Vakit geçirmek için çene çaldım öylesine..

- Raist: Kız üniversiteside mi okuyordu?

- Semih: Evet.

- Raist: Hukuk bölümüyle bir alakası var mı?

- Semih: Evet. Oha ne oluyor lan! Adı da Çikolata deme sakın!

- Raist: Evet. Doğru, çikolataydı.

- Semih: Sen nerden tanıyorsun oğlum bu kızı? Arkadaşın falan mı?

- Raist: Yok be oğlum. Hayatımda bir kere Azeri bir kız tanıdım, onun da özelliklerini attım, denk geldi. Bu kadar olur :)

- Semih: Hadi ya! Ne zaman, nerde tanıdın sen bunu?

- Raist: Uzuuunnnnn bir hikaye…

2001 yılın…

Bir Can Borcum Var Sana Kanka :)

-Arda: Alo! Kanka naber?

-Raist: İyi, senden naber kanka?

-Arda: İyiyim. Kanka noldu bu seneki tatil işi? Gitmiyor muyuz Kumbağ'a bu sene?

-Raist: Kanka fakirim bu sene. Gidebilecek para yok.

-Arda: Yapma kanka ya! Evde mi geçireceğiz tatili? Ayarlarsın bişiler?

-Raist: Oğlum ben dünden hazırım tatile ama; gerçekten para yok. Üstelik Özgür ile Mehmet ne diyorlar? Onlarda gelecekler mi?

-Arda: Sen bir "he" de onları ayarlarız.

-Raist: Ya, kanka inan buradan senin eve gelecek param yok desem yeridir yani :)

-Arda: Ayarlarız, ayarlarız bir şeyler..

-Raist: İyi bakalım. Sen bir konuş; duruma göre bir şeyler yaparız artık..

-Arda: Oke kanka! Hadi görüşürüz sonra..

-Raist: Görüşürüz..

Ne kadar fakir olsam da arkadaşlarım sağ olsunlar; toparladık bir şeyler, yaptık planları koyulduk yola. Bu durumu hemen hemen her yaz tekrarlıyorduk. Ben, Arda, Özgür ve Mehmet yazın bir haftasını mutlaka beraber Kumbağ'da ya bir tanıdığın yazlığında ya kiraladığımız…

Alis

Alis kahvaltıdan sonra oturmuş her kahvaltıdan sonra yaptığı gibi keyif sigarası ve çayını içerken, yaklaşık bir haftadır düşünmeye devam ettiği şeyi düşünmeye kaldığı yerden devam ediyordu. "Bütün bu olanların anlamı ne?" diye soruyordu kendi kendine. "Acaba bu hikayenin sonu nereye varacak, kader gene bana nasıl bir oyun hazırlıyor?" diyerek güldü kendi kendine :)

Her şey soğuk bir Şubat gününde başlamıştı. Alis o gün sahibi olduğu "Alis Harikalar Diyarında" adlı mağazasına uğrayıp; işlerin nasıl gittiğini kontrol etmek istemişti. Mağazada içinde dolaşıp, düzeni kontrol ettiği sırada birisi ve elindeki t-shirt gözüne çarptı.

Alis işini çok seviyordu. Aslında kıyafet satmak değildi onun sevdiği, yaratmaktı.. Yeni stiller, yeni tasarımlar, farklı bir şeyler yaratmak çok hoşuna giderdi. Bu tutkusunu, diğer bir tutkusu olan kıyafetlerle birleştirerek kendi tasarlayıp sattığı giyim mağazasını açmıştı. Adı çok duyulmayan ama kendini içinde bayağı sadık mü…

Ah bu beklentiler :)

Küçükken çok büyük bir egom vardı ve özellikle kızlar olmak üzere :) herkesin beni kendiliğinden, yani benim bir şey yapmama gerek kalmadan seveceğini düşünürdüm. Çünkü ben doğruyu, iyiliği mutluluğu ve paylaşmayı arıyordum ve herkesin de bunları aradığını düşünerek bende de bulabileceklerini düşünürdüm. Ama zamanla egom küçülmeye başladı. Neden mi? Birincisi insanların sadece bunları aramadıklarını -hata bence daha çok belalarını aradıklarını- veya çoğu kimse için bunları aramadıklarını gördüm. Sonra aradıkları veya yaptıkları şeylerin çoğunda akıllarını kullanmadıklarını, daha çok başkalarına göre hareket ettiklerini ve ne başkalarının dediklerini ne de karşılaştıkları olayları sorguladıklarını gördüm. Ayrıca zamanla yok artık bu kadar da olmaz -benim zevk anlayışıma göre tabi- dedirtecek kadar ilginç ve çok sayıda zevk ve renkle karşılaştım. Tek gerçek doğrunun, iyiliğin ya da güzelliğin olmadığını, bu soyut kavramların herkesin kendine göre değiştiğini anladım. Bugün ise kendimin…

Kovalamaca Rüya Rekoru

Uykuyu çok seven biriyim. Her ne kadar son zamanlarda 8 saat uykudan 6 saate falan düşürmeye çalışsam da olmuyor bir türlü. Ertesi gün mutlaka telafi ediyor kendini. Ama bir ara uyumak istemiyordum resmen. Korkudan falan değil. Uykuda dinleceğime daha çok yoruluyordum..
Yatıyorum yatağa; şöyle hafiften dalıyorum; sanki yavaş yavaş bir oyun ekranına geçiyorum. Önde ben, arkada siyah bir köpek ekrana yerleştirilmişiz. Start tuşuna basılmış gibi köpek bir başlıyor peşimden koşmaya, tabi bende kaçmaya. Dağ, tepe, bayır, apartman, teller meller , engel diye bir şey bizim için yok. Şehrin bir ucundan diğerine koşturuyoruz. Powell, Süreyya falan da kimmiş benim yanımda :) Onun nefesi topuğumda, kaptı kapacak şekildeyiz. Allah'tan rüyadayız da nefessiz kalma diye bir dert yok. Saniye kaybetsem parça pinçik etcek beni :) Tam böyle ağzını açıp kapmaya yelteniyor; çat diye uyanıyorum. Bir kalkıyorum nefes nefeseyim; gerçekten koşmuş gibi. Tamam diyorum zaten; bugün daha spor yapmaya gerek…