Hayat bir oyundur ve ben oyun oynamak istiyorum..

Ben bir savaşçıyım.. Elementlerden ateş grubunun, gezegenlerden savaşçı marsın özelliklerini taşıyan, şansıma savaşçı ve yöneticilerin en iyilerinden biri olan Fatih Sultan Mehmet ile aynı gün doğan bir savaşçıyım ben.. Ama fiziki değil düşünce savaşçısıyım ben. Ama Tanrı beni seviyor ki galiba fiziki değil düşünce savaşlarının yani sevdiğim bir ortamın içine yollamış beni. İlla savaşların sert bildiğimiz savaşlar da olması gerekmiyor. Karşılıklı olan her şey ufak ya da büyük tatlı ya da sert bir savaştır benim için. Ama tatlı, minik oyun, gibi olan savaşları daha çok severim. Bu savaşlardaki en iyi silahlarımsa kelimelerim..

Kendime göre karışık bir anlam sistemim var. Ateş nasıl "+" ve "-" yi içinde barındırıyorsa, bende "+" ve "-" özellikleri ve düşünceleri aynı anda iç içe yaşıyor veya düşünebiliyorum. Aynı anda çok yönlü görebilmek çoğu zaman yorucu oluyor. Çünkü düşüncelerin hangisinin en olumlu, en doğru veya en olması gereken olduğunu düşünmekle geçiyor çoğu zamanım ve ben bu kendime göre enler için savaşıyorum. Ama eni bulduğum ya da keşfettiğim zaman, işte o zaman, ilk önce onun için savaşmak, sonra da elde etmek düşünmenin yanında çocuk oyuncağı kalıyor.

Sanırım tanrı beni ak bir savaşçı olarak seçmiş. Çünkü istediğim o enler hep olumlu, hep güzel, hep "+" en azından çoğu diyelim :) Hem sadece kendime göre değil ortak bir paydada çoğu kişiye göre bu sefer :) ya da ben öyle de düşünüyor olabilirim :) Ama az önce bahsettiğim gibi "-" şeyleri de düşünebiliyor olduğum için bazen o "-" şeylerin çekici güzelliklerinden de -nedense çoğu "-" nin de değişik bir çekiciliği oluyor- etkilenmiyor değilim veya bazen o "-" ler savaşımda kazanmam için çok kısa veya çok kolay sağlayabiliyorlar aslında. Ama işte sanırım bunlardan etkilenmeyip, ak savaşçı olabilmem için, tanrı ruhuma savaşçı özelliğimin yanına bir de vicdan eklemiş. Bazen düşünmüyor değilim kara olmayı ya da vicdanım olmasaydı keşke dediğim zamanlar da oluyor. Eminim o zamanda gene kendi içinde başarılı bir kara olurdum. Ama kara olmak yani "-" olmak bana göre kısa, geçici ve yapay şeyleri seçmek demek; bense uzun, kalıcı ve doğal güzellikleri seçiyorum ve keşke kara olsaydım zamanlarda vicdanım ve bu seçimim beni kendime göre doğrumu bulmam da yardımcı oluyor.

Şimdi ise yeni bir oyundan çıktım ve ilk defa yenildim. Hayatımın belki de şu ana kadar ki en güzel oyunuydu; hem de iki tarafında mutlu olabileceği bir oyundu bu sefer; ama oyun, istenilen gibi süremedi ve maalesef ağır bir yenilgi alan çıktı bu oyundan; o da ben. Bunu itiraf etmekte bile zorlanıyorum; kabul edemiyorum hatta çoğu zaman. Ama nefes alıyorsam hala yoluma devam etmem gerek. Çünkü karşıma güzel olduğu kadar, kötü savaşlar ve oyunlarda çıkmaya devam edecek nefes aldıkça.. Ben bir defa daha yenilmek istemiyorsam bunlara hazırlıklı olmam gerek.

Ben RaistLin , başarı ve güzellikleri arayan ak savaşçı..

RaistLin

Not: Yazı da Ejderha Mızrağı destanındaki asıl büyücü Raistlin Majere değil, RaistLin'i nick olarak kullanan orta dünyadaki ben anlatılmaktadır :) Ama Ejderha Mızrağı destanındaki RaistLin Majere'yi de okumanızı tavsiye ederim. Kendisi fantastik dünyanın en iyi büyücüsüdür. Onun yaşadıkları ve yaptıkları büyük bir heyecan ve merakla okunuyor :)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Genç Bir İş Adamına - Emre YILMAZ

Kahvaltıya misafirim vardı bu sabah :)

Bana herşey sizi hatırlatıyor :)