Ölümün soğuk tadı olmadan yaşam hiç güzel olur mu?

Aslında sıradaki yazı iki şubat günü maça giderken ki yaşadıklarımı anlatan bir yazı olacaktı ama dün gene benim ayarlarımı bozan bir haber aldığım için bu düşüncelerim ve yazı çıktı ortaya. Konu ölüm ve kaybetmekti. Kafamda gene bir sürü karanlık düşünce dolaştı durdu. Yazıya dökeyim dedim bari dedim. Düşünceler hazırdı ama başlık beğenmiyordum. "Ne olsun, ne olsun?" diye düşünüyordum kendi kendime. Aslında basitti. "Ölüm hakkındaki düşüncelerim" yaz gitsin diyordum. Ama ölüm kelimesini başlıkta bile kullanmak istemiyordum. Galiba "kaybetmek" olacaktı ama az önce Facebookta bir grubun, yazımın başlığında kullandığı sözü gördüm. Bu kadar denk gelebilirdi. Bazen karşılaştıklarıma şaşırıyordum. Çünkü bir şeyler yapmak isterken "ne yapsam ne etsem" diye kara kara düşünürken hiç beklemediğim bir anda bir şekilde bir işaret, bir hatırlatıcı, düşündüğüm şeylerle bir şeyler çıkabiliyor karşıma. Bu kadar tesadüf olabilir mi diye soruyorum bazen kendi kendime..

Dün beni bozan şey ise aldığım bir haberdi. Eski müdürümün babasının vefat etmesiydi (Allah rahmet eylesin). Tabiki üzücü, kötü bir durum ama bunun benle direk ne alakası var diye soracak olursanız. Şöyle bir alakası var: bana ölümü, birisini, birilerini özellikle sevdiğim şeyleri kaybetmenin ağır hüznünü hatırlattı gene bana :(Bırakın ölümü sevdiğim şeylerden bile ayrılamam ben. Onları kaybetmek bile çok kötü bozar beni. Ben bir şeye ya hiç bağlanmayan, hiç birşeyi sallamayan ya da bir şeye bağlandım mı da tutkuyla körü körüne bağlanan biriyim. Orta yolum yoktur benim. Tüm her şey de geçerlidir bu kuralım. Oyuncağım bile her şeyimdir benim. Çocukken dedemin yaptığı He-man'ın kılıcı bile çok önemlidir benim için. O yüzden çok az ama öz şeye değer veririm. Çok yorucu ama ne yapayım böyle hoşuma gidiyor böyle seviyorum.

"Ne yapayım seviyorum -ya da hoşuma gidiyor-" sözü de sık kullandığım bir sözlerden biridir. Bunu yazarken aklıma benim kankamla üzerinden yıllar yıllar geçmesine rağmen bir anım aklıma geldi :) Çocukken menejerlik yani futbol takımı yönetme oyunu oynamak çok hoşumuza giderdi -gerçi hala oynuyoruz büyüyemedik hala :)- Bir gün seçmişiz takımlar oynuyoruz ama bu sefer ben çok kötü maçlar oynuyorum ve parasal durumdan çok kötü durumdayım. Eğer bir oyuncu satıp parasal durumu düzeltmezsem kesin kovulacağım. Kankamda "oğlum sat bana Overmars'ı; al parayı oyuna devam edelim; yoksa kovulacaksın ve bitecek oyun." diye bin defa söylendi oyunu oynarken. Benim de o sıralar en sevdiğim oyunculardan biri Overmars. Sırf seviyorum, benden başka kimseye gitmesin diye satmadım kankaya ve finansal açıdan eksilere düştüğüm için kovuldum ve bitti oyun. Üstünden yıllar geçti hala arada vurur yüzüme. "Oğlum ne inatçı adamsın. O zamanda inadın yüzünden satmamıştın Overmars'ı. İnadın uğruna batmıştın göz göre :)" Benim de cevabım hep şu olur: "Ne yapayım böyle seviyorum; batacaksak böyle batalım :p" benim gözümde durum hep "battık ama kimseye yar etmedik, gururumuzla battık" tarzındadır :p

Unutmaya çalıştığım kaybetme korkusu, o sevdiğin şeyin artık yok oluşu, bitişi, gidişi acısı hortladı dün gene. Kendime uğraşlar, geçici hedefler, amaçlar uydurarak unutmaya çalışırım sıkıntılarımı. Gene unutmuşken hortladı dün gene :( İlk önce ayrıldığım, kaybettiğim sevdiğim şeyler geldi; sonra da ne yaparsam yapayım bir zaman, bir yerde, bir şekilde kaybedeceğim kişiler, olaylar, şeyler, vs vs.. Ya kaybedeceğini biliyorsun ama bir şey yapamıyorsun. Bu o kadar çok koyuyor ki.. Aslında biliyorsun yaratılışın tabiatı gereği bir şeyler bitmek zorunda. Hem her şey tadında olsun, değerli olsun ve yeni şeylere yol versin ama gene de kopamıyor insan veya ben kopamıyorum sevdiklerimden. Avutamıyor bu neden beni. Şımarık bir çocuk gibiyim. "Hayır, bana ne, bana ne onlar benim! Vermeyeceğim onları! Benim istediğim olacak!" ama olmuyor.. Allah herkese ve sevdiklerine uzun ömürler versin ama düşünsenize ilerde anne, baba ve sevdiklerimizi kaybedeceğiz.. Bu yüzden bazen onlardan önce ölmek istiyorum. Aslında biliyorum bir şekilde onlarsız da yaşayacağız ama onlarla daha güzel oluyor yaaa :( ne kadar kazık kadar olsam da sarılıp annemin dizine oturup, sırnaşmak istiyorum. Torun olarak ben şımarıklık yapayım dedem beni fırçalasın; doğru şeyleri göstersin istiyorum. Beraber fındık toplarken isyan etmek istiyorum. Ananeme "ananeee ben laamaaacunnnn istiyorum" demek istiyorum. Ama olmuyor; zamanı doluyor herkesin ve kaybetmeye başladım yavaş yavaş.. Her bir kaybediş daha bir acı hata belki acıdan daha çok özlemm :( Çok özlüyorum. Sevdiklerimle beraber geçirdiğim o güzel zamanları..

Bu kaybetme korkusu bende ortaokul zamanlarında kuzenimi kaybetmekle başlamıştı. O zamana kadar doğru düzgün bir şey kaybetmediğim için bilmiyordum kaybetmenin nasıl bir şey olduğunu.. Kuzenin vefat etmiş dediler var ya nasıl bir garip oldum anlatamam. Kuzenimi severdim -Allah rahmet eylesin-. Ama o an artık yoktu. Bitmiş, gitmişti. Her şey bitmişti. Bu yüzden aklıma takılan ve hala ayarlarımı bozan sorulardır: "hayat bitecekse niye yaşıyoruz ki?" "Ne anlamı var yaşamanın bitecekse?" soruları.. O zamanlar bu sorulara cevap ararken dünyadan koptum haftalarca yorgan altından çıkmadım. Okula git, yemek ye, yat. Bu üçlü dışında ne bir konuşma, ne bir hareket hiçbir şey yapmadım. Ot gibiydim. Annemler hasta mısın diye sorup bir şeyler yapmaya çalışıyorlardı ama yapmam gerekenleri yaptığımdan çok bir şey anlamıyorlardı. Yorgun sanıyorlardı sadece. Sorunlarımı içimde yaşarım ben her zaman. Bu sorulara ne kadar cevap arasam da hep karşıma tek cevap çıkıyordu: "Her şey geçici.." Ama arkasından şu soru geliyordu: "Madem her şey geçici, geçici şeyler için niye uğraşayım, çabalıyayım?". Bu yüzden artık her şey geçici olduğundan dolayı anlamsız, değersiz geliyordu; hatta hala öyle. "Hayatın anlamı ne?" sorusu hayatımın belki de en önemli sorularından biridir. Hatta bazen çevremdekilere samimi bir sohbet ortamında sorarım: "Senin için hayatın anlamı ne?" diye ama daha hiç beni tatmin edici bir cevap alamadım. Hep geçici şeylerden bahsettiler bana.
Ama daha önce de söyledim. O bir şeyler bitmezse bir süre sonra sıkıcı şeyler olacağını da biliyorum. Çünkü gene yaratılış gereği bir doyma noktamız da var. Veya yeni şeylerin gelmesini engellediğinin de farkındayım. Ama bir şeye başlarken biteceğini bilmek, işte o "biteceğini bilmek" duygusu. O başlayacağım şeyle ilgili bütün heyecanımı, hevesimi alıyor benden. Ben zaten o başlayacağım şeyi illa ki bir şekilde halledeceğim veya güzel olacak. Ama ben en güzel olsun istiyorum ve bu ekstra şeyi sağlayacak şey de hevesim, heyecanım. Bu duyguyla kalmıyor o heyecan, arzu, istek.. Böyle kendimce çözümsüz bir paradoks içindeyim..
Neyse baktım çözüm bulamıyorum ama böyle yatarak da gitmiyor. Kendimce "geçici" çözümler buldum. Ne yapalım; başka şansımız yok gibi.. Yaşayacağım şeyleri bitmeyecekmiş gibi amaçlayarak ama her an bitebilecekmiş korkusuyla o anı olabildiğince en güzel, en özel, en değerli yaşamaya çalışıyorum. Kulağa hoş gibi geliyor ama burada bir sorun daha ortaya çıkıyor :) -aaa sende bokunu çıkardın artık diyorsunuz gibi hissettim sanki :)- kendini kandırmışlık hissi.. Sonuçta kendimi kandırıyorum. Ne yaparsan yap, ne edersen et, nasıl olursa olsun! Biteceeekkk..
.
Haticeyi ne kadar güzel yaparsan yap, olayı netice bitiriyor :) Yoksun artık, yok veya yoklar yani yok yok yok! Geriye kalan hüzün ve o güzel hatıralarla kendini avutmalar. Evet güzel ama gerçek: "kendini avutuyorsun.." Yok=acı=gerçek, güzel hatıralar=avutma=özlem..

Gene konudan konuya atlayacağım. Kendini kandırmak derken aklıma geldi. Birisi en nefret ettiği şeye kandırılmak demişti. Kendin tarafından kandırılmak.. İlginç geldi.. Sanırım kendin tarafından kandırılmak "geçici" de olsa güzel olabiliyormuş. Nerdeennn nereye bağladım. Neyse bugünlük bu kadar saçma karalamak yeter herhalde.. Yoksa gene uzun sürecek karanlık düşüncelerimden çıkışım..

                      RaistLin

Yorumlar

  1. Çok içten samimi bir yazıydı..İçime işledi..
    Öncelikle Allah rahmet eylesin..

    Başlık ilgi çekici,sanırım yazabileceğinizin en anlamlısını yazmışsınız..

    Hayat bu işte..Hep var olacaklar hayatımızda sonra da kaybolacaklar..Acısı,hüznü kalacak..
    Bulduğunuz çözüm çözüm mü,bilemiyorum...
    Her an gideceklermiş gibi davranırsak tam anlamıyla yaşayamayız ki..
    Sanırım uyguladığım tek şey (uygulamaya çalıştığım) az beklenti...Beklenti az olursa yaşam daha huzurlu olabiliyor.Denedim,onaylıyorum :)))

    YanıtlaSil
  2. Ofelya: Tşk ederim düşüncelerini paylaştığın için. Huzuru bulabildiğine sevindim :) Benim de aradığım tek şey o, huzur.. Ama her arayışım da nasıl başarıyorsak ya o beni kaybediyor, ya da ben onu :( Yöntemlerin başarısızlığının yanında, şans faktörünün de bana karşı bir gıcıklığı var. Bazen karşıma geçip sinsi sinsi güldüğünü düşünüyorum :)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Genç Bir İş Adamına - Emre YILMAZ

Kahvaltıya misafirim vardı bu sabah :)

Dünya Kupası'98